Archive | Düğün RSS feed for this section

TÜRK TOYLARI

9 Dec

TÜRK TOYLARI VE DERNEKLERİ

http://turkdernekleri.blogspot.com.tr/

Isparta Düğünleri

29 Aug

EVLİLİKLE İLGİLİ GELENEKLER

Yörede evlenmelerde özellikle yaş, sosyal ve ekonomik denklikler gözetilir. Kız ve erkeğin seçiminde soy ve sülalenin araştırılmasına özen gösterilir. “Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al” , “Kız anadan öğrenir bohça düzmeyi, oğul babadan öğrenir sohbet gezmeyi” sözleri bumun belirtisidir.

1. Görücülüğü Gitme, Kız seçimi: Tespit edilen kızların evine görücüler, kendi aralarında kararlaştırdıkları bir günde haber vererek gidereler. Gelen misafirlerin ziyaret sebeplerini anlayan ev sahibi misafirlerine gereken saygıyı gösterirse de, kızlarını birden bire verecek izlenimini yaratacak davranışlardan kaçarlar.

Eve dönen görücüler görebildiklerini konuşurlar ve kız ile ailesi hakkında olumlu ya da olumsuz bir karara varırlar. Kız oğlana gösterildikten sonra kesin bir sonuca varılır.

2. Kız İsteme: Kız isteme işi, hem kadınlar hem erkekler tarafından yapılır. Eskiden oğlan tarafının yakın akrabalarından bir grup, istemek için kız evine giderlerdi. Kısa bir sohbetten sonra “sizin tutmaç keseni, bizim kalem tutana uygun ve münasip gördük” denirken, günümüzde “Allah’ın emri, peygamberin kavliyle kızınızı oğlumuza münasip bulduk, siz ne dersiniz?” denilerek kız istenir ve oğlanın hüner ve meziyetleri anlatılır. Kız evi ise “iyi geldiniz, hoş geldiniz ama kızımız küçük, borçluyuz, evimiz pek yalnız, çocuk da giderse elimiz ayağımız kuruyup kalacak” cevabını verirler. Kızı isteyen taraf da “biz sizi sıkmayız, hepsinin kolayı bulunur, kızın yeri iyidir, kaçırmayınız” gibi gönül alıcı sözler saf ederler. Eğer kız tarafı olumlu düşünüyor ise “Allah nasip etmiş ise ne diyelim” ya da “birkaç gün sonra cevap verelim” derler.

Oğlan evinin ikinci ve üçüncü gidişinden sonra söz kesilir ve kız evi oğlan evine “mendil alma” adı altında bir bohça verir. Bundan sonra kız ile oğlan bağlanmış sayılırlar.

3. Nişan: Oğlan evinin uygun bulduğu bir günde nişan töreni yapılacağı önceden kız evine bildirilir. Nişan, kız ailesinin evi yeterli ise kız evinde, değilse sinema, düğün salonu vb. gibi geniş bir yerde yapılır. Kız ve oğlan evinin akraba, eş, dost ve arkadaşları nişan yerinde toplanırlar. Oğlan evinin sosyal ve ekonomik durumuna göre takılması gereken takılar takılır.

Oğlan tarafının büyüklerinden biri kızın ve oğlanın adlarını söyleyerek nişan yüzüklerini takar ve mutluluk diler. Nişanlı geçler daha sonra misafirlerin ellerini öperler.

4. Düğün: Düğün genellikle üç gün sürer. Düğünden bir hafta on gün önce hazırlıklara başlanır. Düğün yemekli ve çalgılı olacaksa aşçı ve çalgıcılar tutulur. Kız tarafı, kız için elbiseler ve kumaşlar beğenir, oğlan tarafı, bunların masraflarını karşılar. Köylerde yapılan düğünlerde oğlan tarafı okucu (okuyucu) çıkararak düğün gününü duyurur.

Eskiden düğünler şu şekilde yapılırmış:

Yük Yığma: Oğlan evinin aldığı sandık, yaygı, giysi, takı gibi hediyeler Pazar günü davetlilere sergilenirmiş. Bunlardan geline ilişkin olanlar akşam gelin sandığına, öbürleri de başka sandıklara konarak kız evine gönderilirmiş. “Yük Yığma” denilen bu sandıkları getirenlere kız evinin büyükleri çeşitli hediyeler verirmiş.

Tel Hamamı: Oğlan evi Pazartesi sabahı yakındaki hamamlardan birini kiralarmış. Misafirler kapıda karşılanır, gelenlere uygun yerler gösterilir, sabun ve kına verilirmiş. Gelin gelince def ve dümbeleklerle yıkanma yerine geçilirmiş. Gelin yıkandıktan sonra saçı örtülür, zülüf kesilirmiş. Pide, meyve, çerez sunulur ve misafirlere akşam kınaya beklendikleri bildirilirmiş. Kına yakılmasından sonra “çekici” denen kadın gelinin yakınlarından birini kaldırarak oyunu açarmış.

Gelin Hamamı: Çarşamba günü öğleden akşama kadar sürermiş. İki tarafın misafirleri katılırmış. Gelinin kınası misafirler dağıldıktan sonra yakılırmış. Bu sırada yalnız çok yakın akrabalar gelinin yanında bulunur, el ve ayaklarına kına yakarlarmış. Kimi yerlerde de evlendiğinin anlaşılması için güveyin avuç içine de kına yakılırmış. Oğlan evinde düzenlenen kına gecesi yörede “semah gecesi” diye adlandırılırmış.

Gelin Çıkarma: Oğlan evinin büyükleri önde, öbür davetliler arkada olmak üzere (kimi yerlerde güveyi de yanlarına alarak) Perşembe sabahı kız evine gidilirmiş. Arkadaşlara düğün alayı gelinceye kadar gelini hazırlar çeşitli eğlencelerle (Gelin okşama)  üzüntüsünü gidermeye çalışır, kimi yerlerde de güveyin arkadaşlara Perşembe sabahı “Güvey Hamamı” düzenler, ondan sonra gelin çıkarmaya gidilirmiş.

Gelin ata bindirilip oğlan evine gelindiğinde de karşılama töreni ve eğlenceleri yapılırmış. Gelinin duvağı gerdeğe kadar açılmazmış.

Gelin Ertesi: Gerdekten sonraki üç gün yörede “gelin ertesi” diye adlandırılırmış. Dost ve akrabalar gelini ziyaret eder, kutlarlarmış.

Köylerde ve kasabalarda bazı değişikliklerle varlığını sürdüren bu gelenekler, merkez şehirlerde büyük ölçüde bırakılmıştır. Çağrılar “Okucu” yerine davetiyelerle yapılmakta, nişan ve düğün törenleri salonlarda ve açık alanlarda düzenlenmektedir. Hamam törenleri ise tamamen canlılığını kaybetmiş durumdadır.

Günümüzde ise yapılan düğünler üç gün sürmektedir. Cuma günü düğün evine Türk Bayrağı çekilerek düğün evi belirlenir. Çalgıcılar buraya gelerek, orada bulunanlara çalgı çalarlar. Düğün yemeği için tutulan aşçı da, yemeği pişirme hazırlıklarına başlar. Gece yarılarına kadar çalgılar eşliğinde eğlenirken düğün yemekleri de pişirilmiş olur. Düğünün ikinci günü olan Cumartesi günü, yemekler yedirilir. Saat 8:00’den 13:00’e kadar gelen misafirler yemeklerini yerler. Yemeğe gelen misafirler düğün hediyelerini de bu sırada getirebilirler. Cumartesi akşamı ise kız evinde kına gecesi yapılır. Kına gecesinin Cuma akşamları da yapıldığı görülür. Kına gecesinde geline ve gelen misafirlere kınalar yakılır. Kuruyemişler ikram edilir. Ayrıca def ile birtakım eğlenceler düzenlenmesiyle birlikte gelini ağlatmak ve hüzünlendirmek için birtakım türküler söylenir. Buna “gelin okşaması” denilir. Bu akşam güvey evinde de “semah geçesi” denilen birtakım eğlenceler tertip edilir.

Düğünün son günü dolan Pazar gününe “gelin çıkarma” denir. Öğle namazını müteakiben gelin oğlan tarafının misafirleriyle birlikte kız evine gelinerek alınır. Gelin bir hoca nezaretinde dua edilerek kız evinden alınır ve arabaya bindirilir. Gelin küçük yerlerde bir caminin etrafında dolaştırılarak oğlan evine getirilir. Şehir merkezlerinde ise arabalarla bir şehir turu atıldıktan sonra oğlan evine gelinir. Gelin arabadan inerken ve oğlan evine girerken güvey cebinden para ve şeker çıkararak havaya saçar ve etrafta bulunan herkes bundan almaya çalışır.

Gelin eve geldikten sonra kadın misafirler gelinin evine çıkarak evi gezmeye başlarlar. Gelinin eşyalarını ve çeyizlerine bakarlar. Daha sonra misafirler dağılır. Yatsı namazından sonra güvey, arkadaşları tarafından gelin evine getirilerek gerdeğe sokulur.

Pazartesi günü gelinin evinde “Erte” denilen bir eğlence tertip edilir.

Düğünden bir veya birkaç gün sonra yeni evliler kız evine el öpmeye giderler. Bir hafta sonra da kız ve oğlan evi birbirlerine yemekli davet verirler.

Kaynak: http://www.ispartakulturturizm.gov.tr/belge/1-81061/adet-gelenek-ve-gorenekler.html

Türk Dünyasından Bazı Düğün Adetleri

29 Aug

Rusya’da yaşayan Türk halklarının eski düğün adetleri

Rusya’da yaşayan Türk halklarının eski düğün adetleri

Eski Türk düğün adetlerini anlatmaya devam ediyoruz: Şu an eski düğün gelenekler ve adetlerine ilgi artıyor. Evlenmeye karar veren gençler düğününün parlak ve ömür boyu unutulmaz izlenimler bırakmasını istiyorlar. Bunun için Türk atalarının adeta tükenmez mirasından faydalanabilir.

Kazan Tatarları’nda gelin eve adım attığında hayatının mutlu ve bereketli olması için ve nazar değmesin diye başına şerbetçiotu, yulaf, gümüş paralar serpilirdi.

Avızlandıru isimli bir adet Ryazan, Kazan, Astrahan ve Mişar Tatarları’nda yaygın. Bu adete göre kaynana yastık üzerinde duran geline tereyağı ile karıştırılmış bal ikram eder. Yegenu isimli eski Türk adetine göre gelin ile damat misafirler önünde eğilip selam verir. Bu adet özellikle Tatarlarda yaygın.

Eskiden Türklerde ‘algış’ isimli tatlı sözler söyleme, iyi şeyler dileme geleneği vardı. Günümüzde ise algış düğün töreninin bir parçası oldu.

Mişar Tatarları’ında gelinin sobaya yaklaşıp onu öpmesi veya en azından dudaklarıyla dokunması gerekiyordu. Sergaç ve Penza Tatarları’nda eve giren geline soba yanında lapa ikram ederlerdi. Böylece gelin evin koruyucu ruhu ile tanışmış olurdu. O sırada sobaya bakarak ‘Soba gibi sağlıklı olsun’ derlerdi.

Gelin yüzünü açma adeti sadece Tatarlar’da değil, Nogay, Kumuk, Çuvaşlarda da yaygın. Tatarlarda misafirler yerlerine oturduktan sonra gelinin annebabası şarkı söyleyerek kızının misafirler karşısında yüzünü açmasını isterdi.

Astrahan Tatarları’nda gelin yüzünü açma adetinin adı ‘bitaçar’dı, gelinin yüzünü açan kişi kendisine yeni ailede yaşacağı hayat ile ilgili nasihatlar verirdi.

Karaçay düğünü sırasında gelin kocasının evine törenle girmeden önce misafirler akrabaları ve tanıdıklarının katıldığı törende bir hançerin ucuyla onun başı üzerinden şal çıkarırlardı. Akrabaları ise evli hayatının mutlu olsun diye gelin üzerine ceviz, şeker, maden paralar serperlerdi.

Nogay düğününde damadın büyük akrabalarının toplandıkları odaya gelini sokarlardı. Odaya girdiğinde üzerine tahıl, şekerler serper, ritüel şarkıları söylüyorlardı. Gelinin yüzü bir şal ile kapalıydı. Oğlan bir kaşıkla gelinin yüzünü açıp ona bal ikram ederdi. Damadın annesi yüz açma sırasında ‘Bu evde yaşayanlar hep mutlu olsun’ diyerek gelinin ayaklarına basardı. Aynı veya ertesi gün damadın akrabalarıyla tanışma töreni gerçekleşebilirdi.

Kaynak: http://turkish.ruvr.ru/2013_07_12/Turk-halklarinin-eski-dugun-adetleri/

Eski Türklerde Evlenme Adetleri

29 Aug

http://www.tarihtarih.com/?Bid=1487318

Eski Türklerde Evlenme Gelenekleri / Prof. Dr. Ali Erkul

Kadın ve erkek insan türünün devamını sağlayan, hayatlarını bütünleştirerek bir araya gelen iki ayrı cinsi oluştururlar. İnsan toplumlarının en ilkelinden en modernine kadar tarihin hemen her aşamasında evlenmenin, her zaman ve her yerde yaygın bir toplumsal ve kişisel davranış olduğu görülür. Evlenme gerçekten de, bireysel olduğu kadar, tüm toplumu ilgilendiren bir olgu özelliğine de sahiptir.

Evlilik bir anlamda ailenin meşruluğu olarak kabul edilir. Gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun, hemen her toplumda ailenin temel unsuru olarak evlilik görülmektedir. Bu temel unsur karşılıklı anlayış ilkesine dayanır. Evlilikte uyum, beklenen ve arzu edilen bir durumdur. Ne var ki, beklenmeyen durumlarda ortaya çıkan sorun ve zorluklar bazen bu uyumu bozmakta ve yeni başka sorunlara neden olabilmektedir. Sorunlar, aile yapısını ve birliğini temelden sarsacak bir boyut kazandığında ise boşanma, kaçınılmaz bir durum olarak ortaya çıkmaktadır. Boşanma evlilik bağının sona erdiğini gösteren hukuki bir kavram olmanın ötesinde toplumsal anlama da sahiptir.

Her toplumun olduğu gibi Türklerin de bir yazısız hukuk dönemi vardır. Yasa koyan hukuk adamının çıkışına kadar, hukuki işler bir takım adetler ve geleneklerce düzenlenir. Yakutlarda, Kırgızlarda, Orta Asya Türk aşiretlerinde bugün Batı ve Doğu Türkistan da aynı durum görülmektedir. Genel olarak bu geleneklere bakıldığında, kadına oldukça iyi bir statü verilmiştir. Nişanlılıkta, erkeğin kadına verdiği kalın ve evlenme boşanma meselelerinde demokratik esaslar görülür.

Çalışma çerçevesinde, eski Türklerde düğün ve başlık geleneği, boşanma, aile de kadınerkek (anababa) ilişkileri ele alınacaktır Ayrıca, İslâmiyet’in kabulü ile Türk ailesinde meydana gelen değişmeler ile ilgili görüşlere kısaca yer verilecektir.

  1. Evlenme Gelenekleri

Tarih öncesinde evlilik ilişkilerinin nasıl düzenlendiği hususu net olarak bilinmemektedir. Bilinen, bugünkü biçimiyle ailenin ve baba ailesinin ataerkillikle birlikte ortaya çıktığıdır. İnsanoğlunun evliliği konusunda başta sosyologlar ve antropologlar olmak üzere birçok sosyal bilimci görüş belirtmişlerdir. Farklı evlilik biçimleri üzerinde durmuşlardır. Bu farklılıklar, bir yandan kültürler arası çeşitliliklere işaret ederken, diğer yandan da evliliğinde diğer toplumsal kurumlar gibi zamanla değişime uğraması anlamına gelmektedir.

‘Grup içi evlilik’ (endogamy), ‘grup dışı evlilik’ (exogamy), ‘tek eşli evlilik’ (monogamy), ‘çok eşli evlilik’ (poligamy), ‘çok kadınla evlilik’ (polygny), ‘çok erkekle evlilik’ (polyandry), ‘yenge evliliği’ (levirat), ‘baldız evliliği’ (sorarat) bu farklı evlilik türlerine örnek biçimlerdir.

Farklı tanımlamalara ve sınıflandırmalara karşın, toplumlar kimin kiminle, kaç eşle ve hangi koşullar altında evlenebileceğine dair bir takım kurallar oluşturmuşlardır. Çok değişik uygulamalar olmakla birlikte evlilik, esas itibariyle toplum tarafından onanan kadın ve erkek, ya da kadınlar ve erkekler arasında meydana gelen bir ilişki türünü karakterize etmektedir. İlişkinin belli kalıplar içinde gerçekleşmesi de evliliğin sosyal bir kurum olarak ele alınıp incelenmesini olanak vermektedir.

Evliliğin sosyolojik tanımlanması yanında, hukuki, dini, antropolojik, psikolojik ve ekonomik yanları ile de tanımlamak mümkündür. Sonuç olarak evlilik birbirlerini seven, birbirleri ile bir ömür bir arada yaşamayı göze alan iki insanın birlikteliklerinin zihinlerde ve toplum gözünde resmileşmesidir. Ailenin genel geçer tanımında evliliğe dayandığı söylenmektedir. Her aile türünün kendine özgü evlenme biçimleri vardır. Bu nedenle kız isteme, söz kesme, nişan, nikah ve düğün adetlerinin sosyolojide büyük önemi bulunmaktadır.

Eski Türklerde evlenme gelenekleri konusunda araştırmacıların farklı şeyler söylediğini görmekteyiz. Bu konuda referans olarak kabul görenlerden biri daha önce sözünü ettiğimiz Grenard’dır. Grenard’ın Türkistan’da evlenme törenleri konusundaki görüşleri özetle şöyledir; Erkek, dostlarıyla beraber kız babasının evine gider. Kızın babası, gelenleri kapıda karşılar. Kendilerine misafir ekmeğini verdikten sonra delikanlının boynuna bir yazma sarar. Bu yazma, otoritenin artık babadan delikanlıya geçtiğine alamettir. Bundan sonra bir fincan tuzlu su getirilir. Bu tuzlu su içinde ıslanmış ekmeği nişanlılar yerler, kız baba evinden çıkar. Atlı bir alay, musiki ile, güveyin evine gider. Gelinle onun tarafından olanlar ağlarlar, sızlarlar. Delikanlı tarafı da teselli edici şarkılar söylerler. Güvey tarafı, yalancıktan bir kız kaçırma hareketi yapar. Kız tarafı karşı koyar. Güveyin boynundaki yazmaya almak isterler. Güvey yazmayı vermemek için, bedel olarak herkese ayrı ayrı paralar verir (Düğünlerde para serpmek adeti buradan kalmış olsa gerektir). Alay erkek evinin eşiğine gelince, ev eşiği mukaddes olduğu için, genç kız eşiğe basamaz. Bir keçe içine konarak, el üstünde kapıdan içeri sokulur. İçeride yanan ocak ateşinin yanına giderler (Roma’da bu ateş, aile atası mabudun ateşidir. Türklerde, aile koruyucusu perinin ateşidir) Genç kızın perisi ile erkeğin perisi birdenbire barışmayacağı için, kız ve delikanlı, üç gün ayrı dururlar. Kız, çadırın bir köşesinde gizli kalır. Üç gün sonra yüz açılma merasimi yapılır. Türklerde “yüz görümlüğü” adı ile hediye verilmesi bu gelenekten kalmadır.

Gökalp’e göre düğün adetleri evliliğin bir takım gereksiz, anlamsız törenlerden ibaret değildir. Düğün adetleri evlilikle o kadar sıkı bir bağa sahiptir ki, evliliğin çeşitli biçimlerini, bağlı bulunduğu düğün gelenekleriyle ayırt edebiliriz derken, düğün gelenekleri açısından toplumları beşe ayırmaktadır. Bu ayrımı yaparken, bir anlamda düğün geleneklerinin toplum türlerine göre gösterdiği değişimi de ele almıştır.

Türköne’ye göre, ilk dönem klan ekzogamisi (dıştan evlenme) şimdilik bir yana bırakılırsa, ataerkil kabile ve aşiret dönemlerinde, evliliklerin kız kaçırma suretiyle olduğu görülmektedir. Kabile federasyonu (il) aşamasında eski ekzogami daireleri devam etmesine rağmen, toplumun genişlemesi dolayısıyla, kabileler arası evlilikler, endogamik evlilikler olarak yorumlanabilir. Nitekim Gökalp, Türklerin, il aşamasında evliliği endogamik olduğunu belirtir ve endogamiyi kadınerkek eşitliğinin temeli sayar. Egzogamik evliliğin sadece totemizm döneminde geçerli olduğunu belirten Gökalp, eski Türklerin bu dönemi çoktan geçtiklerini, Naturizme ulaştıklarını, il aşamasında zevcenin ‘il’den olması şart olduğunu söylemektedir. Böylece kabileaşiret dönemlerini atlayarak hemen il aşamasına ve endogamiye geçmektedir. Ona göre zevcenin ‘il’den yani zevcin akrabasından bulunması, onu hukukça yükseltecek bir nedendi. Çünkü eski kavimlerde, her toplum kendisini diğerlerinden daha yüksek ve asil addederdi. Evlilik, asalette birbirine eşit olan iki bireyin birleşmesi demek olduğundan, ancak iki tarafı aynı il’den olan bir evlilik, ‘Türk Töresi’ne uygun olurdu. Kısacası, o zaman, ‘dıştan evlilik’ kuralının geçerli olması gerektiğini söylüyor.

Ataerkil ailenin temelini oluşturan dıştan evlilik ve kız kaçırma geleneği, Türklerde uzun süre, bazı yerlerde günümüze kadar devam etmiştir. Bu adetlerin kalktığı yerlerde izleri görülür. İnan’a göre Türklerde dıştan evliliğin, daha çok belli iki boyun birbirlerinden kız alıp vermesi biçiminde olduğu, yani iki boy, aralarında karşılıklı kızlarını değiştirmektedir. Altay ve Yenisey boylarında dıştan evlilik hâlâ yürürlüktedir. Bugünkü Altaylılarda her kabile birkaç yüz nüfustan ibaret olmasına rağmen, hiçbir kabile kendi dahilinde evlenmez. İnan’a göre eski dönemlerde evlenme yasağı daha çok geniş bir alana yayılmıştı. Bu dönemlerde evlilikler kız kaçırma ve yağma yoluyla olmuştur. Yakut ve Altay Türkleri arasında son zamanlara kadar evlenme, ancak kız kaçırma ile meşru sayılmıştır. Altay Türklerinde bugün de, evlenmeler kız ve erkek taraflar arasında anlaşmayla yapıldığı halde, erkek kendi soyunun yiğitleriyle beraber giderek kız kaçırır.

Türkdoğan’a göre Türkler aracılar yoluyla evlenme geleneğine sahiptiler. Bu modelde kadının yeri çok önemlidir. Ona göre Türklerde toplumun çekirdeği aileden oluşur. Bu da ana, baba, oğul ve torunlardan ibarettir: Evlenip giden kızlar ile onların çocukları, aileden sayılmazlardı. Görülüyor ki, Türk aile düzeni, adeta bir ‘aile sigortası’ halinde kurulmuştur. Eski Türklerde, babadan sonra aileyi anne temsil ederdi. Bunun için annenin yeri, babanın diğer akrabalarından ileri olurdu. Babanın mirası anneye değerdi. Çocukların vasisi o idi. Türk tarihinde kadınların hükümdarın naibi olabilmeleri veya devlet içinde büyük söz sahibi olmaları da bundan ileri geliyordu. Türkdoğan’a göre bekaret anlayışı Türklerde, İslamiyet’ten önce de vardı. Türkler bakire kız için, ‘kapaklığ’ yani kapalı kız diyorlardı. Eski Türklerde evin sahibi kadındı. Bundan dolayı, ev kadını için en yaygın söz ‘evci’ idi. Göktürklerde ‘eş’ derlerdi.

Eski Türklerde çok karılılık konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bunlardan birisine göre; eski Türklerde çok karılılık bulunduğunu gösteren hiçbir etnografik araştırma bulunmamaktadır. Müslüman Kırgızlarda, Doğu Türkistan Türklerinde mevcut olan çok karılılık ise Araplarda ve Acemlerde görülen çok karılılık olmayıp büsbütün başkadır ve Türklere has bir adet halini almıştır. Grenard, iki veya daha çok karılı olmak isteyen erkeklere Doğu Türkistan Mollalarının istemeyerek izin verdiklerini, ikinci veya üçüncü eşlerin ilk eşin bulunduğu kentten başka bir yerde oturması gerektiğine işaret ediyor. Boşanmaya gelince bu, örf ve adetlerce son derece fena karşılanmaktadır. Cengiz Yasası’na göre boşanmanın erkek aleyhine ölüm cezası ile karşılandığı göz önüne alınacak ve yasanın Türk adetlerini kanun haline soktuğu düşünülecek olursa erkeği kadın karşısında ne kadar saygılı bir konuma getirdiği anlaşılır.

Bir diğer görüşe göre ise; eski Türklerde çok eşlilik (poligami) mevcut, hatta oldukça yaygındı. Bazı kaynaklarda çok eşliliğin sadece Hanlara özgü olduğu, bazı kaynaklarda ise hiç olmadığı iddia edilir ki, bu doğru değildir. Çünkü, kadın sayısı fazladır ve yakınlarının dullarla evlenmesi şartı vardır. Kaynaklar yaygın olmasa da çokeşliliğin (poligami) varlığından söz etmektedir.

Tukyu menkabesinde hükümdar Tukyu’nun on zevcesi vardır. Henüz Müslüman olamamış Hazar Türkleri hakanları, saraylarında daima yirmi beş kadın bulundururlardı. Bunlar, kimi rıza ile, kimi zorla alınmış komşu hükümdarın kızlarıdır. Ayrıca, odalık olarak altmış güzel cariye bulundurulurdu. Her kadının ayrı bir çadırı ve hadım bir muhafızı vardır. Hakan bunlardan birisini istediği zaman muhafıza haber gönderir, muhafız cariyeyi hakana getirip, çadırın önünde beklerdi. ‘Harem’ usulünün, henüz Müslüman olmamış Türklerde görülmesi, bu usulün İslami etkilerle ortaya çıktığı, Selçuklu ve Osmanlı saray ve konaklarına ait olduğu yolundaki genel kanaat karşısında oldukça dikkat çekicidir. Buna karşın eski Türklerde ‘harem’ yoktur diyen Sevinç, genellikle, tek kadınla evlenilirdi demektedir.

Kısacası tek eşlilik iddiasına rağmen Gökalp, reislerin fütühatla zengin olduktan sonra tek zevceyle yetinemeyip esirlerden, teb’aları olan oymaklardan güzel eşler edinmeye başladıklarını, bunlara ‘kuma’ adının verildiğini, hakan, ilhan ve prenslerin il haricinden evlenmeyi adet edindiklerini, bunlara Çin prensi ise ‘konçuy’, değilse ‘kuma’ dendiğini ifade etmektedir.Gökalp’e göre, töre bu tür evliliği yasal kabul etmediği için, eski Türkler, ikinci kadına kuma adını vermişlerdir, hatun dememişlerdir. Gerçektenden de kuma hatundan çok farklı idi. Kuma bir eş gibi değil, hatunun kız kardeşi gibi, yakını gibi aileye katılıyordu. Kendi çocukları, kumaya teyze diye hitap ederlerdi. Anne diye hitap etmezlerdi. Bu unvan yalnız evin sahibine yani, gerçek kadına verilebilirdi. Kumaların çocukları, babalarının servetinden pay alamazlardı. Onlara yaşayabilmeleri için, doyacak kadar servet verilirdi. Bir hakanın oğlu kumadan doğmuşsa, babasının yerine geçemezdi. Hakanın oğlunun, hakan olması için anasının mutlaka hatun olması şarttı. Evin içinde en itibarlı yer ilk kadınındı. En çok o sayılır, onun sözü dinlenirdi. Çin’den alınan prenseslerle Konçuylar hukuk bakımından kumadan yüksek, hatunlardan aşağı idiler. Tıpkı Kumaların çocukları gibi, Konçuyların çocuklarının da hakan olma hakkı yoktu.

Bazı kaynaklarda bir evlilik türü olarak ‘levirat’tan söz etmektedir. Çin Kaynaklarında yer alan VI. yüzyıla ait iki büyük metinde Türklerdeki levirat evliliğine işaret etmektedir. Türkdoğan’ın J. Paul Raux’dan aktardığına göre, “bir babanın, bir ağabeyin ya da bir amcanın ölümünden sonra, oğul, küçük kardeş ya da yeğen, onların dulları ve kız kardeşleriyle evlenirler. Levirat geleneği, ailenin bölünmemesi, kocası ölen kadınların ve çocuklarının güvenliği gibi nedenlerle bağlanmaya çalışılmaktaysa da, esasta, kadının mal kabul edilmesiyle alakalıdır. Ailenin bedelini ödediği gelin, aile malı sayılmaktadır.İnan’da Kırgız ve KazakKırgızlarda yenge ile kayınbirader arasındaki ilişkilerden söz etmektedir.

Sevinç ise levirat konusunda, W. Eberhard’dan hareket ederek; “eski Türklerde ölen erkek kardeşin dul kalan zevcesi ile, yine dul kalan çocuksuz üvey anne ile evlenme şeklinin (Leviratus) mevcut olduğunu yazmaktadır”.Ona göre Eski Türklerde ölen kardeşin dul karısı ile evlenme geleneği vardı ve hatta bu gelenek günümüze kadar devam edegelen çok eski bir gelenekti. Ancak dul kalan üvey anne ile evlenme konusunda, Çin kaynaklarını dolayısıyla Eberhard’ı doğrulayan herhangi bir belge hiç kimse tarafından tespit edilmemiştir. İhtimalen Çin kaynaklarında bu konudaki tek belge, Çin asıllı Türk vezirin Çin elçisine verdiği meşhur cevaptır. Bilindiği gibi, dul üvey anne ve yengelerle evlenmeyi ahlaksızlıkla niteleyen Çin elçisine, Çin asıllı Hun veziri şu cevabı vermiştir: “Babaları ve kardeşleri öldüğü zaman onlardan kalan dulları, hemen yanlarına alırlar. Çünkü onlar, kendi soylarından birinin böyle gidip kaybolmasına tahammül edemezler. Hunlarda böyle karışık akraba evlenmelerinin bulunmasına rağmen, onlar aile bütünlüğüne ve bu bütünlüğün bozulmamasına dikkat ederler”. Bu konudaki tartışmalar bitmiş değil, ama en azından eski Türklerde levirat evliliğin varlığı inkar edilemez.

  1. Eski Türklerde AnaBaba Olgusu

Aile en dar anlamıyla anne, baba ve çocuklardan oluşmuş, sosyal nitelikli bir kurumdur. O halde ailenin temelinde anne, baba ve çocuklar vardır. Bir çatı altında bulunan bu insanların gerek aile içindeki konumları ve gerekse birbirleri ile olan birebir ilişkileri önem arz etmektedir. Bir toplumsal örgüt kabul edilen ailede, aile içinde bulunan kişilerin bireysel konumları kadar, birbirlerine karşı ilişkileri, ailenin bireyleri tanımlama biçimleri, aile içindeki hiyerarşiyi ve düzeni anlama bakımından önemli kabul edilmektedir. Bu bölümde eldeki verilerden hareketle Eski Türklerde ‘anne ve baba’ olgusunun genel bir değerlendirmesi yapılacaktır.

  1. Anne: Baba’ya ‘kang’ diyen eski Türkler anneye de ‘ög’ demektedir. Bugünkü ‘ögsüz’ (öksüz) de buradan gelmektedir. Kültigin, Kitabelerde Gök Türk Devleti’nin kuruluşunu anlatırken; “Türük bodun yok bolmazun tiyin, bodun bolçun tiyin kangım İlteriş Kaganıg, ögüm İlbilge Katunug Tengri töpüsinte tutup yügerü kötürmüş…” (Türk milleti yok olmasın diye, babam İlTeriş Kağan ile annem İlBilge Hatun’u Tanrı tepelerinden tutmuş ve insanoğullarının üstüne çıkarmış diyordu. İlk defa Altay Dağları’nın kuzeylerinde bulunan Göktürk yazılarıyla yazılmış Kemçik Yazıtı’nda görülen anne (ög) sözü, Uygur çağında da ‘ög’ (anne) biçimindedir. Örneğin; ‘öglüg’ anneli, ‘ögsüz’ annesiz) anlamındadır.

Diğer yandan Divanu Ligati’t Türk’te ‘ana’ ‘apa’ olarak yer alırken, diğer Türk lehçelerinde şu biçimdedir: Kıpçak: ’ana’, Altayca: ‘ene’, Çağatayca: ‘aça’, Kaçar: ‘ene’, Kazan: ‘eni’, Kırgız: ‘ene’, ve ‘apa’, Hebet: ‘ene’, Sagay: ‘’ene’, ‘şor’, Telcüt: ‘ene’, Çuvaş: ‘ama’ ve ‘an’ne’dir. Uygurlarda ‘anaata’, anababa sözleri çok yaygındı.

Türk hukuk anlayışına göre, babadan sonra aileyi anne temsil ederdi. Bundan dolayı ananın yeri, babanın diğer akrabalarından ileridir. Babanın mirası anneye değerdi. Çocukların vasisi de o idi. Türk tarihinde kadınların, hükümdarların ‘nâibi’ olabilmeleri veya devlet içinde söz sahibi olmaları da, bundan ileri geliyordu. Aile içi ilişkilerde kadının birden fazla rolü vardır (annelik, eşlik, gelinlik, yengelik, eltilik vs.). Türk kültüründe kadına verilen değerden dolayı ‘anababa’, ‘karıkoca’ denirken, anne babadan önce söylenirdi. Göktürk çağında da anne sözü babadan önce kullanılıyordu: ‘annenin öğüdünü al, babanın da sözünü dinle’ veya ‘annesi babası sevinir’ gibi deyişlerde anne hep önce söyleniyordu. Bir Uygur yazısında ise ‘anne ve babanın gönlünü oğlu ve kızı alamaz’ deniyordu. Anneyi öne alan bu gelenek, Dede Korkut Hikayelerinde de daha anlamlı olarak ‘anaata’ ve ‘kadın anabeğ baba’ şeklinde görülmektedir. Buradaki ‘kadın’ tanıtması (beğlik gibi) ananın bir unvanıdır. Kadınlık burada anneyi yüceltmek için söylenmiştir. Yine Göktürk Yazıtlarında anne, ‘ögüm hatun’ (annem hatun) şeklinde, hatun unvanıyla birlikte anılmaktadır.

Bu konudaki örnekleri çoğaltmak mümkün. Buradan anladığımız, eski Türklerde kadına verilen statü son derece yüksek ve bir anlamda erkekle eşit düzeyde. Nezaket çerçevesinde çok yerde kadına ait sıfatlar erkeğe ait olandan önde kullanılmaktadır.

Gökalp Cumhuriyet döneminde kadının yeri nedir ve ne olmalı sorusuna cevap ararken, eski Türklerde kadını araştırmayla işe başlar. Ona göre eski Türkler feminist idiler. Hukukça erkekle kadın birbirine eşit sayılmakta idi. Toplantılarda kadınla erkek tesettüre ait bir kayıtla kayıtlanmazlardı. Emirnameler ‘Hakan ve hatun emrediyor ki. diye başlardı ve yine eski kavimler arasında hiçbir kavim Türkler kadar kadın cinsine hukuk vermemiş, hürmet göstermemişlerdir.Gökalp’in eski Türklerde kadınerkek eşitliği konusunda, bir başka ifadesi ise şöyledir: Eski Türkler, erkeği ‘sağ’, sınıfına, kadını ‘sol’ sınıfına koymakla, kadın ile erkeği birbirine karşı ‘tabu’ olmak şöyle dursun, birbirine gerekli ve tamamlayıcısıdır. Bu nedenle gerek siyasi, gerek iktisadi ve bedii işlerde birlikte çalışmaları gerekirdi demektedir.

Dede Korkut Hikayeleri tüm diğer destanlar gibi erkeklerin kahramanlıkları üzerine kurulmuştur. Destanlarda kadınlar kahramanların anneleri, eşleri veya nişanlıları, sevgilileri olarak yer alır. Dede Korkut’un kadınları da böyledir. Hikayelerin giriş bölümünde aile bireylerinin taşımaları gereken özellikler öz olarak verilmiştir. Dede Korkut’ta bazen kendileri de cesur ve güçlü birer kahraman olan kadınlara, ‘sevgilieş’ ve özellikle ‘ana’ olarak yakınları tarafından büyük değer verdiği görülür. Göçebe Oğuz toplumunda kadın, özellikle ana olarak saygın bir konumdadır.

Kız çocuğunun eğitimi annenin üzerinedir. Hikayelerin giriş bölümünde ayrıca kadın tiplerini sınıfladığı görülür. Evin dayağı, solduran sop, dolduran top, bayağı kadın ismini verdiği dört tip kadından söz eder. Evin dayağı adını verdiği en olumlu Türk kadın tipidir. Bu tip, yabandan bir misafir gelse onu ağırlayan, doyuran, kocasının adını kötü çıkarmayan kadındır. Bunun tam tersi de ‘bayağı kadın’dır. Bu tip sürekli kocasını mahcup eder, cimrilik yapar, nankördür. ‘Solduran sop’ tipindeki kadın, tıka basa yemek yer, yine açlıktan şikayet eder ve kocasından bir türlü memnun kalmaz. Yeni kocaya varmak düşüncesi devamlı zihnini meşgul eder. ‘Dolduran top’ kendi ilgisizliği sonucu evine gelen zararları önleyemedikleri için komşularına sitem eder. ‘Komşu hakkı Tanrı hakkıdır’ sözünü de bu sitemine mazeret olarak kullanır.

Buradan da anlaşılacağı üzere Dede Korkut’un hikayelerinde idealize ettiği kadın ‘evin dayağı’ olan kadındır ve o, misafirperver, kocasını misafir yanında mahcup etmez, cömerttir, evin sahibidir, kocasının şerefini korur, dedi kodu yapmaz, nankör değildir, kocası ile uyum içindedir, gözü dışarıda değildir.

Diğer bir ifade ile Dede Korkut’ta kadın, Kutadgu Bilig’de açık bir şekilde yer alan ve Divanü Lügati’t Türk’te ip uçlarıyla ulaşılan hain, korkak, şehvet düşkünü ve aldatıp yaltaklanan kadın imajından çok uzaktır. Burada kadınlar savaşçı ve avcıkahraman erkeğe göre yine ikinci planda, onun koruması altındadır ama, iffetli, sadık, bağlayıcı rol oynarlar. Sık sık onların fikrine başvurulduğu görülür. Türköne’nin de vurguladığı gibi, göçebe fetih ve yağma düzeninde, savaşçı, sürü sahibi ve avcı kahraman erkekler, sürekli hareket halindedirler. Bu yüzden öfke ve duygularıyla, anlık tepkileriyle hareket eden bir kişiliğe sahiptirler.

Dede Korkut’taki kahramanların genellikle böyle oldukları görülmektedir. Kadınlar ise, onlara akılfikir veren, yol gösteren, yatıştıran, aile üyeleri arasında sağlam bağların oluşmasını sağlayan kişiler olarak görünürler.

Destanda kadınların statüsü yüksektir. Birden fazla evliliğe, bir işaret olsun yoktur. Her bir kahramanın bir kadını vardır. Dirse Han, evladı olmadığından dolayı karısına çok darılıyor (bu ayıp senin mi benim mi? diyor). İkinci kadınla evlenmek fikri aklına gelmiyor. Dede Korkut Destanı, Oğuz Kağan Destanı’nın bir devamı olarak, İslâm geleneğini yansıtmasına karşılık, Dirse Han’ın tek kadınla yaşaması, hâlâ destanda eski Türk töresinin canlılığını koruduğunu bize göstermektedir.

  1. Baba: Türkler eskiden babaya, ‘kang’ derlerdi. Göktürk Kitabelerinde Kültigin Babası İlteriş Kagan’ın devleti kuruşunu anlatırken, ‘kangım kagan yiti yegirimi erin taşıkmış taşra’ (babam kağan on yedi adamla baş kaldırmış) diyor. Aynı babanın oğullarına ‘kanğdaş’, üvey kardeşler için ise, ‘kanğsık’ deniyordu. XI. yüzyıldan sonra Türkler, babaya ‘ata’ demeye başladılar. Eski Türkler de bugün bizim anababa söyleyişimiz gibi, anayı öne alarak ‘ög ve kang’ diyorlardı. Yine Güler’in belirttiğine göre Anadolu’da babaya; ‘ece’, ‘izi’, ‘ede’, ‘eye’ de denilmektedir. Bu Anadolu sözleri de en eski Türklerdeki ‘eşi’, ‘içi’, ‘ige’ gibi deyişlerden başka bir şey değildir. Bu ifadeler daha çok ‘evin büyüğü ve sahibi’ için söylenirdi. Evin büyüğü için bazı Türkler ise ‘ot ağası’ yani ‘ateş ve ocağın ağası, sahibi’ demişlerdir.

Anababaya saygı eski Türklerde olduğu gibi, Selçuklar çağında da çok kuvvetliydi. Mesela, oğul Ayas, Selçuklu Sultanı Alp Arslan’ın verdiği altın kesesini almak için, babasının yanına dizlerinin üstünde gidiyordu. ‘Baba hakkı’ yani ‘atalık’, Türklerde sonsuz bir hak değildi. Mete ve Oğuz Kağan, töreye karşı geldikleri için babalarını bile öldürüyorlardı. Baba oğlunu evlendirmek zorunda idi. Baba bu vazifesini yerine getiremez ise oğlan ‘kalın’ veya ‘başlık’ parasını zorla babasından alabilirdi. Halk ve beyler bunu normal karşılardı.

Buradan anlaşıldığı kadarı ile babanın aile içinde önemli bir ağırlığı olmakla birlikte; töreye, konulmuş kurallara uygun davranmadığı zaman, bu hakkını kolayca kaybedebilmektedir. Baba kuralların devamını sağlayan konumdan, kuralları ihlal etme noktasına geldiğinde hem aile bireylerinden hem de kamudan tepki görebilmektedir. Baba otoritesi sonsuz değildir.

Oğuz’da erkek önce yiğittir, merttir, kahramandır. Çevresi düşmanla çevrili olan bir toplum için bu nitelikler elbette önde olacaktır. Erkek çoğu zaman savaşta ve avdadır. Erkeğin yaşamının önemli bir kısmı dışarıda olduğu için, evin işleri kadının üzerindedir. O nedenle ‘evin dayağı’ tipi kadına ihtiyaç olacaktır. Hikayelerin bir çoğunda bu konular işlenmektedir. Bunlardan ‘Dirse Han Oğlu Boğaç Han’ hikayesinde, erkeğin toplum içindeki yerini ve sorumluluklarını gösteren bir çok anekdot bulunmaktadır. Hikayede topluma ve kadınlara karşı yanlış yapan kim olursa olsun isterse Han oğlu olsun, yaptığının cezasını çekeceği ana fikir olarak işlenmektedir. Bir yiğit kim olursa olsun Oğuz ilinde kıza, kadına dokunamaz, yaşlı kimselere hakaret edemez. Babasından izinsiz ava çıkamaz, sarhoşluk mazeretiyle kötü işlere kalkışamaz.

  1. Başlık Geleneği

‘Kalın’ vermek, Fransız sosyolog G. Richard’ın kabul ettiği gibi, bazı ilkel topluluklarda erkeğin kadını satın alması anlamında değildir. Araplarda görülen ‘mehr’in vasıflarını taşımaktan ziyade Cermenlerde mevcut olan ‘sabah hediyesimorgengabe’ne benzer. Gerçekten sosyologlar yalnız eski Araplardaki değil, İslâm hukukundaki evlenmenin de bir çeşit ticaret sözleşmesi sayıldığını kabul ediyorlar. Fakat ‘kalın’ bugünkü haliyle sadece kadın karşısında erkeklik onurunun korunması için de bir gerekçedir. Değeri azlığında ya da çokluğunda değil, yalnız bir hediye olmasında aranmalıdır.

Evlenme günümüzde olduğu gibi eski Türklerde de toplumsal bir görevdi. Bekarlık ayıp sayılırdı: Evlenecek delikanlı, kız tarafına ‘kalın’ vermek mecburiyetinde idi. ‘Kalın, kalıng, kalım’ biçiminde tüm Türk lehçelerinde rastlanan bu olgu, karşılıklı bir sözleşmeydi yeni evlenenlerin yaşamlarını düzenlemeleri için yapılan bir yardımdı. Kadın eğer boşanıp baba evine giderse, kalın olarak verilen mal iade edilirdi. İslâm hukukundaki mehire karşılık olan kalına karşı kız tarafı da ‘çeyiz’ getirirdi. Kalın geleneği, koca büyük bir maddi zarara uğrayacağı için kadını boşamasını engeller, kadının getirdiği çeyizden dolayı aile mülkünün ortağı olduğu için huzur içinde bulunurdu.

İnan, başlık adetinin, kız kaçırma geleneğine karşı geliştirilmiş bir adet olduğunu söylemektedir. Kız kaçırma sistemine dayalı evliliklerin devamlı huzursuzluğa yol açması yüzünden, zaman içinde anlaşma yoluna gidildiği söylenmektedir. Kalın (başlık) adeti, bu anlaşma sırasında doğmuş olmalıdır. Bugün çeşitli yerlerde görülen evliliklerde kız kaçırma taklidi yapılması, eski kız kaçırma yolu ile evliliklerin sembolik bir devamıdır. Bu suretle kız tarafı, aslında bunu isteyerek yapmadığını göstermiş olmakta; erkek de ödenen bedele rağmen, yiğitliğini, fizik gücünü vurgulamakta ve kızı bileğinin hakkı ile kazandığını ifade etmektedir.

İnan anlaşmanın ‘kalın’ ödemek suretiyle olduğunu belirtmektedir. Kırgızlar ve Başkurtlar ‘kalın’ yerine ‘süyek satımı’ derler. Süyek, kemik demektir. Süyek satımı boydan birinin, yabancı bir boya satılmasını ifade eder, eski dönemlerde kalın malının boyun ortak malı sayıldığını, boy üyeleri tarafından ortaklaşa ödendiği gibi, alan boyun üyeleri arasında paylaştığını anlatmaktadır.

Türkdoğan’a göre kalın ve başlık Türk ailesinin temel sigortasıdır. Ancak, kalın, başlık değildir. Kalın, babanın oğullara, evlenme ‘pay’dır; başlık ise evlenme sırasında kız ailesine verilen bir hediye görünüşündedir. Baba malından kızlara bir pay düşüyorsa bu da kızın çeyizidir. Ona göre kalın, bir süt hakkı, bir hibedir. Göktürk Yazıtlarında, ‘kız’ sözünün başka bir karşılığı da ‘pahalı’ demekti. ‘Süt hakkı’, ‘kemik hakkı’, ‘ana bezi’, ‘bacı yolu’ gibi anlamlara gelen kalın, kızların oğlan evinde basılıp, köle haline gelmemeleri içindi.Görülüyor ki kalın, tarihi süreklilik kodunu belirleyen bir aile pekiştirici teminat akçesidir Kalınsız kız verme geleneğine yine anıtlarda rastlıyoruz. Bu da, eski Türklerde, öldürülen bir kişinin ailesine karşılık olarak kalınsız bir kız verildiği de görülmektedir. Ayrıca, karşılıksız dünür olma (kız değiştokuş etme) durumlarında da kalın ödenmezdi. Yiğitler, aralarında anlaşırken, bazen birbirine kız kardeşlerini vereceklerine daire söz verirlerdi. Karşılıklı dünür olma adeti en çok Kırgızlarda yaygındır.

Oğuzlarda, evlenecek kişi, birisinin kızını, kız kardeşini veya velayeti altında olan bir kadını, bir miktar Harezm kumaşı karşılığında ister; başlığı veliye verdikten sonra, kızı alıp çadırına götürürdü. Başlık, deve veya başka hayvan da olabilirdi. Kutluklarda ise evlenen erkek, tüm malını başlık olarak verdiği gibi, kızın velisine de bir sene hizmet ederdi. Bu yüzden Kutluklarda çok eşlilik görülmez. Kutluklarda kocası ölen kadın bir daha evlenmez. Boşanma yoktur. Kutluklarda hükümdarın dahi çok kadınla evlenmesi yasaktır. Özet olarak eski Türk gelenekleri içinde yaygın biçimde bir başlık olgusu bulunmaktadır.

Günümüze kadar ulaşan eski bir Türk geleneği olan ‘kalın’, bilinen tarihlerden bu yana bir ‘düğün geleneği’ olarak varlığını sürdürmüştür. Bazı araştırmacılar ‘kalın’ ve ‘başlığın’ benzer ya da farklı olduğu hususunda da tartışmalar mevcuttur.

  1. Boşanma

Boşanma,”yasal olarak kurulmuş bir evlilik ilişkisinin yine yasal biçimde ortadan kaldırılması” olarak tanımlanabileceği gibi, “evlilik kurumunun bir taraf veya iki taraf kararı ile çözülmesi” biçiminde de tanımlanmaktadır. Diğer yandan boşanma “bağların oldukça kesin olarak kopması olup, başarı sağlayamamış olmanın doğurduğu çeşitli üzüntüler ve pişmanlıkların duyulduğu bir durum” olarak da algılanmaktadır.

Boşanma da, evlilik kadar eski bir olgudur. Babil döneminde (M.Ö. 25002300) Hammurabi Kanunlarında evlenme sözleşmesine boşanma hakkı konulabiliyordu. Roma ve Yunan uygarlıklarında boşanmanın var olduğunu ve bunun da toplumun geleneklerine ve mevcut yasalarına göre sınırlandırıldığı görülür. Fakat, Roma İmparatorluğu’nun Hıristiyanlığı kabul etmesiyle kilise serbest boşanma sistemine müdahale etmiştir. Eski Türk ve eski Cermen hukuklarında ve hatta Roma hukukunda ilk dönemlerinde boşanmanın sadece erkeğe verilen bir hak olarak yer aldığı görüldüğü gibi, öte yandan eski Franklarda ve eski Romalılarda, kimi koşullara uyarak, bazı tür evlenmelerde eşlerden her ikisine de boşanma hakkı tanınmıştı.

Eski Çin’de kadın erkek varis doğuramaz, hırsızlık ve zina yapar ve kocasını ihmal ederse, kocası tarafından boşanabilirdi. Koca, karısından rahatlıkla boşanmasına rağmen, bu durum kadın için söz konusu değildi. Halbuki eski Türklerde bu hak her iki taraf için söz konusu idi.

Ögel, eski Türklerde kalın yancağı için, aile üyelerinin buna karşı çıktığını ve bu yüzden boşanma olayının görülmediğini söylemekte ve geçen yüzyılın Türk illerinde gezen araştırmacılar, kadının şikayet hakkında bile söz etmişlerdi. Vardığı erkek sakat veya iktidarsız çıkarsa, kadın şikayetçi olur ve kalın ödeyerek ayrılabilirdi demektedir. Bilindiği gibi, İslâm hukukuna göre, kocasıyla geçinemeyen veya Ögel’in belirttiği türden nedenlerle, kadın, boşanma hakkına sahiptir.

Eski Türklerde, öldürülen bir kişinin ailesine karşılık olarak kalınsız bir kız verildiği de görülmektedir. Ayrıca, karşılıksız dünür olma (kız değiştokuş etme) durumlarında da kalın ödenmezdi. Yiğitler, aralarında anlaşırken, bazen birbirine kız kardeşlerini vereceklerine daire söz verirlerdi. Karşılıklı dünür olma adeti en çok Kırgızlar’da yaygındır.

Genç, ‘XI. Yüzyılda Türklerde Evlenme’ isimli makalesinde Dede Korkut Destanlarında, Divanü Lügati’t Türk ve Kutadgu Bilig’de bugün Anadolu’da hâlâ yaşayan birçok geleneğin var olduğuna işaret etmiştir. Görücüler başlığı altında tanımlanan, Sawçı (sözcüelçi), Yorığçı (hısımlar, akrabalar ve dünürler arasında gidip gelen adam), arkaçı (evlenme zamanında dünürler arasında gelip giden adam), başlık, nişan, çeyiz, düğün, sağdıçlar, nikah, gelinin eve gelişinde yapılan işlemler, boşanma konuları ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

Kaşgarlı Mahmud’un Divanü Lügati’t Türk’ünde boşanma ile ilgili şu ifadeler var: Evlilik hayatının doğal tezahürlerinden olarak bazı hallerde kadın ile kocası arasında geçimsizlik olmakta, bu gibi durumlar sonucunda boşanmalar da meydana gelmekte idi (er kissi birle tek tek boldu: koca, karısı ile geçimsizliğe düştü, ol işler boş: o kadın boştur, boşanmıştır. Kadının boşanmasına bugünde olduğu gibi boşanma (boşama, boşatma) denildiği anlaşılmaktadır. Genç, bu fiilin Divan’ın bir çok yerinde boşanma biçiminden çok, boşama ve boşatma şeklinde kaydedilmesi, boşamanın erkek tarafından yapıldığını, yani belki de tek taraflı bir iş olduğunu hatırlatmaktadır ki, bunu kuvvetlendirecek kayıtlar da mevcut olduğuna işaret etmektedir.

Kaşgarlı, yine boşanma ile ilgili olarak ‘baş yolmak’ ifadesini de kaydetmiş. “Uragut başın yoldı= kadın başını kurtardı, mihrinden ve başka şeylerden vazgeçerek kocasından ayrıldı”. Genç bu ifade edilişte, ayrılma ile boşanmak suretiyle ayrılmak arasında fark olduğunu, birinde erkeğin kadını boşadığını, ikincisinde ise kadının bazı haklarından vazgeçerek erkeği boşanmaya razı ettiği görüşündedir. Kaşgarlı bu hususu bir başka kaydında şu biçimde açıklamakta; ‘uragut yolundı= kadın kocasına para vererek boşandı.Buradan da anlaşılacağı üzere, kadın, memnun kalmadığı kocasından ayrılmayı arzulamasına rağmen kocasının bu işe rıza göstermemesi halinde, ya bir takım haklardan vazgeçmekte, ya da üste para vermek suretiyle onu bu işe razı etmektedir.

Sonuç olarak denilebilir ki; aile de egemenlik erkekte ve boşanma konusunda onun mutlaka rıza göstermesi gerekmektedir. Kadın için ancak birçok fedakarlıkta bulunma sonucu kocasını ikna etme durumu var. Boşanmaların nedeni konusunda fazla bilgi yok. Bu konuda Kaşgarlı’nın ‘tul’ kelimesinin açıklanması dolayısıyla kaydettiği bir atasözü kısmen de olsa ipucu vermektedir. Buna göre “yavlak tılığ beğden kerü yalnğus tul yeğ= kötü dilli, yani kendisine söven bir kocası bulunmaktansa yalnız başına yaşayan bir dul olmak daha iyidir”. Genç’in aktarımlarına baktığımızda, dul kadınların da yeniden evlenme hakkına sahip bulundukları, bunun dışında, günümüzde olduğu gibi, çocuk sahibi olamamanın da boşanma nedenleri arasında olabileceği, Divan’daki ‘kısır kadın’ ifadesine dayandırılmaktadır.

E. Değerlendirme ve Sonuç

Aile ile ilgilenen başta sosyologlar olmak üzere tüm bilim adamları mitolojik bilgiden, efsane ve halk hikayelerine, atasözlerinden, masallara ve tüm folklorik malzeme yanında; tarihi, etnolojik, arkeolojik, prehistorik malzemeye varıncaya kadar her tür bilgi ve belgeden yararlanmak zorundadır. Toplumların kültürlerinde, kültürün oluşumunda ve devamında harç vazifesi üstlenen birçok kültürel malzeme vardır. Bu kültürel malzeme kendini en iyi ifade etme ve gerçekleme açısından olduğu kadarıyla, kuşaktan kuşağa aktarma ortamını da ailede bulur. Kuşakların birbirleriyle kaynaşmalarında, sahip olunan toplumsal değerler ve normlar da önemli derecede rol oynar. Bu anlamda, atasözleri, halk masalları, halk hikayeleri, mitoloji ve efsaneleri, destan, ninni, türkü ve benzeri gibi bu türden didaktik kültürel malzemeler, varlıklarını içinde doğup geliştikleri toplum kadar, daha sıcak anlamda aileye borçludurlar. Hemen her kültürel süreçte, bu kültürel malzemenin belli bir eğitici, öğretici, uyarıcı yönü görülmektedir.

Bu kuşaktan kuşağa özellikle aileler aracılığıyla aktarılan zengin kültürel malzeme, aynı zamanda aileye ilişkin de önemli bir birikimi ihtiva etmektedir. Tarihi gelişim çizgisi açısından net bir biçimde hangi döneme ait olduğu tespit edilmiş malzemeler yanında, hangi döneme ait olduğu tespit edilemeyen çok sayıda kültürel malzemenin varlığı da inkar edilemez. Burada, sadece örnek olması açısından; ‘Türk Mitoloji Ve Efsaneler’, ‘Türk Destanlarında’ ‘Türk Halk Hikayelerinde’, ‘Türk Masallarında’ Ve ‘Türk Atasözlerinde Aile’konularında yazılmış değerli makaleler bu alanda çalışma yapacaklara önemli katkı sağlayacaklardır. Diğer bir ifade ile söylemek gerekirse, tarihin en eski ve de köklü toplumlarından olan Türklerin, kendi tarihsel gelişim ve değişim süreçlerinde son derece önem verdiği, mahremiyet arz ettiği, bir anlamda kutsallaştırdığı aile kurumuna ilişkin bol miktarda folklorik malzeme bulunmaktadır. Eski Türklerde aile konusunda çalışacak olan bilim adamlarının bu malzemeyi atlama haklarının olmadığını vurgulamak gerekir. Mevcut bilgi ve bulgular yeterli olmasa da en ince ayrıntılar değerlendirilerek, Türk aile tarihi, evlenme gelenekleri, aile içi ilişkiler, bireylerin aile içindeki konumları ve benzeri husular daha bilimsel açılımlara konu olabilecektir.

Bozkır kültürünün biçimlendirdiği bu aile yaşamında “… babanın ailesi, eşi ve çocukları üzerinde törelerle sınırları çizilmiş bir yetkisi vardı…”. Eski Türklerde ailenin oldukça eşitlikçi ve demokratik bir konumda olduğuna ilişkin görüşler yaygındır. Örneğin, “Türk ailesi İslâm tesirinden evvel demokratik esaslara istinat etmiş olarak görünür.” Benzer bir ifade ise; “… kadının ve çocukların kendilerine ait mülkü vardı. Evlenme kadının baba evinden getirdiği çeyiz malı üzerinde kocanın hiçbir hakkı yoktur.. Ayrıca kızın kendi hayat arkadaşını seçmekte serbest olması, aile içinde mülkiyetin yanında ferdin de hür olduğunu göstermesi bakımından önemli bir hukuki durum” olarak gösterilmektedir. Zinanın ağır cezası vardı.

Eldeki bulgulara göre eski Türk ailesi genelde ‘çekirdek’, kadın erkek eşit haklara sahip, tek eşle evliliğin esas olduğu, çok eşli evliliğin nadiren görüldüğü, eski Türk ailesi zannedildiğinin aksine ilk oluştuğu dönemlerde ve uzunca bir süre ‘küçük aile’ özelliğinde, yine, aile üyelerinin sayısı açısından ‘birleşik çekirdek aile’, yeni kurulan ailelerin yerleşme şekilleri açısından ‘nelokâl’, aile içi otorite açısından ‘egzogam’, eş sayısı açısından İslâmiyete kadar ‘monogam’ özellikler göstermektededir. Dıştan evlenme (egzogamie) nin esas olduğu ve ‘sulta’ya (zorcebir) değil, ‘velayet’e (dostyardımcı) dayanan baba hukukunun geçerli olduğu Türk ailesinde evlenen oğulların paylarının alıp, yeni aile kurmak üzere evden ayrılmaları da eski Türklerde aile yaşamının çekirdek olduğuna başka bir örnektir. Bugün ülkemizde görülen bir çok düğün geleneğinin eski Türklerden geldiği kolayca söylenebilir. ‘Başlık’ ya da ‘kalın’, ‘süt hakkı’, ‘ana hakkı’, ‘sağdıçlık’, ‘elçi’, ‘kız kaçırma’, ‘yüz görümlüğü’, ‘levirat evlilik’ vb gibi.

Anadolu Türk evlenme gelenekleri ile eski Türklerde evlenme geleneklerini birebir karşılaştırmak her ne kadar ayrı bir çalışmanın konusu olsa da, yukarıda eski Türk evlenme gelenekleri çerçevesinde ele alınan konular, hala günümüzde yaygın olan bir çok törenlerin tarihten geldiğinin açık bir kanıtıdır. Gerek ‘evlenme’ ve gerekse ‘boşanma’ olguları her hangi bir milletin tekelinde olan olgular değildir. Ama her milletin kendine özgü kültürel kalıpları vardır ki, işte bu kalıplar milletleri birbirinden ayırmada öne çıkmaktadır. Dünyada var olan her toplum evlenme ve boşanma olayını yaşar, ama her birinde ayrı ayrı gelenekler belirleyicidir. Yine toplumların yapısal farklılıkları o toplumdaki ailenin biçimlenmesinde, aile içi ilişkilerin kurumsallaşmasında ayırıcı nitelikler gösterir.

 

Evlenme Adetleri / Düğün Toplantıları / Düğün Toyları

29 Aug
 

EVLENME ADETLERİ

Meltem Emine SANTUR

 

Birleşmiş Milletler Nüfus Komisyonu’na göre “Erkek ve kadının kanuni birleşmesinden doğan müesseseye evlilik” denir. (SERPER. S. 149)

Evlilik insan gruplarının yaşantıları boyunca uyguladıkları ve geliştirdikleri sosyal öğelerle yüklü bir kavramdır. Kültürler arası farklılık göstermesi sosyal öğelerin değişik kültürler içinde oluşması ve farklı değer yargılarıyla yüklü olmasıyla açıklanabilir. Toplumlar kimin kiminle, kaç eşle ve hangi koşullar altında evlenebileceğine dair bir takım kurallar yaratmışlardır. Çok değişik uygulamalar olmakla beraber evlilik, esas itibariyle toplum tarafından onanan kadın ve erkek ya da kadınlar ve erkekler arasında yaratılan bir ilişki türünü karakterize etmektedir. İlişkinin belirli kalıplar içinde gerçekleşmesi de evliliğin sosyal bir kurum olarak ele alınıp incelenmesine olanak vermektedir. Aile birliği sürekliliğini evlilik kurumuyla sağlar. Başka bir deyişle evlenme olgusu aileyi oluşturan toplumsal ilişkileri belirli kalıplar içine yerleştiren bir sözleşmedir…

Anadolu’nun her tarafında evlenmenin yapılabilmesi için, bu olay öncesi bir takım hazırlık ve aşamaların birbiri arkasına yapılması ve izlenmesi gerekir. Bu nedenle halk (ister köy-geleneksel topluluklarında olsun, ister şehir ve kasabaların geleneksel sınıflarında olsun) bu aşamaları işaretleyen bir takım kaideleri (görenekleri) ve seremonileri uygulamak zorundadır. Evlenme ile ilgili göreneklerin çoğu söz konusu toplumlarda, kuşaktan kuşağa geçmiş binaenaleyh gelenekleşmiş olup, bunların yanı sıra yapıla gelmekte olan seremoniler de birtakım inançlar ve pratiklerden ibarettir. Ancak çok eski zamandan beri uygulanan ve bugün artık Türkiye Türk topluluğunun malı, kültürünün bir parçası haline gelmiş olan “Evlenme görenekleri ve seremonileri”nin batılılaşma süresi sonunda gittikçe değişmekte oldukları da bir gerçektir. Söz konusu görenekler ve seremoniler sıra ile ilkten sona doğru ana hatları şu aşamalara göre uygulanır: Evlenme arzusunu belirtme, evlenme çağı, görücü gezmek (dünürcülük), söz kesimi, başlık, nişan, evlenme ve düğün. (ERDENTUĞ. S.213)

 

Evlenme İsteğini Belirtme :

Önceki yıllarda, kız ve erkeğin aile içinde evlenme isteklerini açıkça belli etmeleri imkansızdı. Kız ve erkeklerin eşlerini seçme hakkı, ancak anne – baba ve akrabalara tanınan haktı. Günümüzde ise artık çoğunlukla gençler evlenmek istedikleri kişileri kendileri seçme hakkına sahiptir.

 

Evlilik Çağı ve Yaşı :

Geleneksel kesimde kızın ve erkeğin evlenme çağına geldiklerini belirleyen bir takım ölçütler vardır. Bunların başında buluğa erme gelir. Ülkemizde buluğ  çağı 10-14 yaşları arasında başlar. Gerek kızda, gerek erkekte görülen bir takım biyolojik ve fizyolojik gelişmeler buluğ çağının belirtileridir. Annelik ve babalık için gerekli olan bu gelişmeler, onların biyolojik ve sosyo-kültürel kişiliklerini geliştiren önemli belirtilerdir. Bu belirtilerle kişisel sorumluluklar da başlar. Kızlar bu aşamada üyesi bulundukları ailenin ekonomik, toplumsal ve kültürel etkinliklerine katılırlar. Aynı durum erkek çocukları için de söz konusudur.

Erkek çocuk da, aile içerisinde, gerek cinsinin, gerekse yaşının gerektirdiği etkinliklere katılarak, geleneklerinin öngördüğü tavrını almaya çalışır.

Kızın ergin yaşa girmesi; ev işlerine katılması, aile ve grup içerisinde genç kızlık çağının gerektirdiği role bürünmesi ve karşı cinsle ilgilenmesiyle evlenecek duruma geldiğini göstermektedir. Erkek çocuğunsa, aynı biçimde toplumsal rolüne bürünmesi, evin ekonomisine katkıda bulunması, askerliğini yapması ve iş sahibi olması, evlenmesi için gerekli ve geçerli sayılan ölçütlerdir.

Öte yandan evlenme işinde bir de “sıra gözetimi” vardır. Bu konuda ağabeylerin ve ablaların daha önce evlenmelerine dikkat edilir. Ancak küçük kızın evlendirilmesinde, büyük kızın ya da kızların henüz evlenmemiş olmaları önemli bir engel sayılmamaktadır.  Özellikle son yıllarda bu gibi durumlarda ağabey ve ablalardan izin istenmekte, evlilik ondan sonra gerçekleştirilmektedir.

 Kırsal alanda evlenme, kentlere bakarak daha erken yaşlarda olmaktadır. Kimi yörelerde evlenmenin gerçekleşmesi için erkeğin askere gitmeden önce, kimi yerlerde de askerden dönmüş olması şartı aranmaktadır. Genellikle kızlarla erkeklerin evlenme yaşları birbirine yakın olmaktadır.

İster kırsal, ister kentsel kesimde olsun, evlenme yaşını ve zamanını ekonomik etmenlerin, kimi sosyal olayların, göçlerin, ölümlerin belirlediğini de söylemek gerekir. Evlenme girişiminde bulunmada toplum kıza ve erkeğe aynı hakkı tanımamıştır. Başka bir söyleyişle erkek ve erkek ailesi bu konuda aktif bir durumdayken, kız ve kız ailesi pasif bir durumdadır. Girişim, genellikle erkekten ve erkek ailesinden gelir.

 

Elenme Aşamaları

1- Görücülük, Dünürcülük / Kız Bakma, Kız İsteme

İlk aşama olan görücülük, kız bakma, kız arama, kız beğenmeyi ifade eder. Kentlerde daha çok tanışıp anlaşarak evlenme yaygınken, geleneksel kesimde görücülük daha yaygındır.

Oğullarını evlendirmek isteyen aileler, ilkin akrabalarından, komşularından, yakın çevrelerinden başlayarak kız aramaya çıkarlar. Bu konuda kendilerine komşuları ve tanıdıkları da yardımcı olurlar.Evlenecek delikanlıya kız aramak, kız bakmak için baş vurulan bu adete “görücülük”, “görücüye çıkma” gibi adlar verilir.

Erkeğin aile üyeleri akraba ve komşularından seçilen birkaç kadının, beğenilen kızın evine ziyarete gitmeleri, kızı görmeleri, onu incelemeleri ve niyetlerini açığa vurmaları, görücülüğün kız bakma aşamasını oluşturur. Bu tür evlenmede eşlerden çok, onların yakınlarının beğenisi, isteği ve girişimi söz konusudur. Kuşkusuz erkek de bu tercihi genellikle onaylar. (TEZCAN S.37)

Kız görmeye genellikle habersiz gidilir. Son zamanlarda aracı olarak adlandırılan kişiler kız evinin ağzını aradığı için kız evi aslında haberdardır. Kızın davranışlarına bakılarak istekli olup olmadığı anlaşılır. Kızın ikramda bulunması, yanlarında oturması isteyip istemediğinin belirtisidir.

Kız evinden olumsuz cevap alınacağı sezilirse başka adaylar üzerinde durulur. Görücüye çıkma, kız bakma Türkiye’nin değişik bölgelerinde kimi ayrıcalıklar ve yöresel özellikler göstermekle birlikte yine de bu usul ana çizgileri bakımından aynıdır.

Ancak kesin karara varmadan önce gerek oğlan, gerekse kız ailesi adaylar hakkında bilgi toplamaya çalışırlar. Elde edilen bilgilerin değerlendirilmesi kız için işgüzar, namuslu, terbiyeli, evine ve törelerine bağlı olup olmadığı; oğlan içinse kötü alışkanlıklarının bulunup, bulunmadığını, işine, mesleğine bağlılığı noktalarında toplanmaktadır. Kız ve oğlan evlerinin karşılıklı olarak bir değerlendirmeye varmaları sonucunda, kız istemeye, yani dünürcülük aşamasına geçilir. (ÖRNEK S:191)

Dünürcülük beğenilen kızın istenilmeye gidilmesidir. Dünürcülük genellikle erkeklerin de katılımıyla gerçekleştirilir. Dünürcü olarak kız evine sözü geçen kişiler de bulundurulur. İlk gidişte oğlan evinin bir büyüğü “Allah’ın emri, Peygamberin kavliyle kızınızı oğlumuza istiyoruz” diyerek niyetlerini belli eder. Kız evinden bir büyüğün “Allah yazdıysa olur” şeklindeki ifadesi kızın verileceği şeklinde yorumlanır. Genellikle ilk istenişte kız verilmez. “Kız evi naz evi”dir.  Bu arada kız evinde erkek tarafının getirdiği şeker, lokum, çikolata gibi yiyecekler (şirinlik, ağız tadı vs.) yenilir. Bazı yörelerimizde Kur’an  da okunur.

 

2- Söz Kesme

Söz kesimi dünürcülük yani kız isteme aşamasından sonra gelmektedir. Dünürcülük yoluyla anlaşan ailelerin, bu anlaşmalarına daha geniş bir çağrılı huzurunda yine sözle iyice pekiştirmelerine “söz kesimi” ya da “söz kesme”, “kız bitti” denmektedir. Söz kesiminde başlık ve hediyeler de konuşulur, söze bağlanır. Söz kesmeye bazı yörelerde küçük nişan adı da verilmektedir. Kızın verilmesi kesinleştikten sonra oğlan evinden getirilen bir baş örtü ile yüzük kıza takılır. Kızın başı bağlanmış, sözü kesilmiş, etrafa böylece duyurulmuş olur. Bugün oğlan evinin getirdiği lokum, bisküvi dağıtılır, şerbet içilir.

 

3- Nişan

Söz kesiminden sonra gelen aşama “nişan”dır. Buna büyük nişan adı da verilmektedir. Nişan töreni genellikle kız evi tarafından düzenlenir. Ancak masraflar oğlan evine aittir. Nişan öncesinde kız ve birkaç yakını nişan alış verişine götürülür. Burada kıza ve akrabalarına nişan için giyecek alınır. Kız evi de oğlana ve yakınlarına giyecek alır. Kıza alınanlar “nişan bohçası” içerisine konularak kız evine gönderilir. Damada da nişan bohçası hazırlandığı olur.

Nişana tüm köy davet edilir. Davet işine oku adı verilir. Geleneksel kesimde oku işi köylüye şeker, mendil, havlu dağıtılarak veya sadece ağızla söylenmek suretiyle gerçekleştirilir. Yakın akrabalara ve hatırı sayılır davetlilere ise elbiselik kumaş dağıtılır. Buna top adı verilip, alış veriş sırasında oğlan evine aldırılır. Alınan okunun karşılığı nişana götürülür. Bazı yörelerimizde nişan yemekli yapılmakta, bazılarında ise lokum, bisküvi yeterli gelmektedir. Yemekli yapılan nişanlarda oğlan evi kız evine “kına davarı” adı altında bir hayvan alıp, kesecek olan kişi ile birlikte kız evine gönderir.

Genellikle oğlan evinde toplanan davetliler topluca kız evine giderler. “Nişan elbisesini giyen kıza kayınvalidesi ile oğlanın yakınları tarafından “takı” denilen ziynet eşyası takılır. Özellikle kasaba ve kentlerde, daha önceden yaptırılmış ya da hazır olarak satın alınmış olan yüzükler, bir büyük tarafından bu tür törenlerde adet olduğu üzere kalıplaşmış söz ve dileklerle adayların sağ ellerinin nişan parmaklarına takılır…Geleneksel kesimde nişan töreni, erkeklerin ve kadınların ayrı yerlerde oturdukları bir evde yapılır. Yüzükler takıldıktan sonra gelin ve damat orada bulunanların elini öper. Varlıklı ve kültür değişmelerine açık kasabaların nişan töreni için gazino kiraladıkları, nişanı tantanalı ve kaç-göç adetine uymadan kutladıkları da bilinmektedir. Kentlerde ise, bu tören daha özgür biçimde “kaç-göç”e önem verilmeksizin, kadın erkek bir arada yapılmakta ve kutlanmaktadır.

Nişanlılık süresi ailelerin durumuna bağlıdır. Özel durumlara bağlı olarak bu süre uzayıp, kısalabilmektedir. Geleneksel kesimde önceleri nişanlıların birbirleri ile görüşmeleri engellenirken, günümüzde görüşme yakın akrabaların da bulunduğu bir ortamda sağlanmaktadır. Nişanlıdan ayrılan çiftlerin daha sonda köy içinden birisi ile evlenmesi zor olduğundan bu yöntem uygulanmaktaydı. Nişandan sonra bazı yörelerimizde “dini nikah” yapılmakta, bu durumda çiftler birbiri ile rahatlıkla görüşebilmektedir.

Oğlan evinin nişandan dönmesi durumunda kıza alınan takılar iade edilmemekte, tersi durumunda takıların iadesi söz konusu olmaktadır.

 Nişanla düğün arasına dini bayramların rastlaması durumunda oğlan evi kıza hediye almak durumundadır.

 

4- Düğün :

Nişan ve düğün arasında kızın çeyiz hazırlıkları tamamlanır. Annesi, akrabaları veya kızın kendisi tarafından hazırlanan çeyizler sandıklara konur. Kız çeyizi düğünden birkaç gün önce kızın arkadaşları tarafından yıkanır, kız evinde sergilenir. Kimi yörelerde çeyiz kız evinde sergilenmeyip oğlan evine yerleştirilir. Kızın çeyizinin kız evinden alınıp, oğlan evine götürülmesi sırasında sandık parası verilmesi, çeyiz alacaklara yemek verilmesi, oğlan evine serildikten sonra çeyiz altında eğlenceler düzenlenmesi, nazara karşı yapılanlar yörelere göre değişiklik göstermektedir. Çeyizin alınmasına algı, ayar, çeyiz götürme, çeyiz alma gibi isimler de verilmektedir. Bazı yörelerde çeyiz gelinle birlikte götürülmektedir.

Düğün aşamaları yörelere göre farklılık göstermektedir. Genellikle üç gün veya bir hafta süren düğünler eskiden Salı günü başlayıp Perşembe günü bitmekte iken, günümüzde Cuma günü başlayıp Pazar günü sona ermektedir.

Düğün tarihine kız ve oğlan aileleri ortaklaşa karar verirler. Düğünden önce de kız düğün alış-verişine götürülür. Eksik eşyaların tamamlanması, gelinliğin alınması, nikah genelde bugün halledilir. Resmi nikaha izinname adı da verilmektedir. Bu alış-verişte de her iki taraf birbirine hediyeler alır. Oğlan evi ayrıca düğün davetiyesi olarak top olarak adlandırılan kumaş alır. Bu kumaş kız evi tarafından kesilip davet amacıyla kullanılır.

Düğüne kız ve oğlan babası karar verirler. Genelde günsalık olarak da adlandırılan bu günde düğün hazırlıkları görüşülür.

“Düğün, evlenme dediğimiz geçit döneminin en belirgin özelliğidir. Yukarıda genel çizgileriyle değindiğimiz aşamaların amacı, düğünle dışarı vurulur. Onun için düğünün geleneksel değerlere ve kurallara uygun bir biçimde kutlanmasına çaba sarf edilir. Düğüne elden geldiğince çok kimse çağrılmak istenir…” (ÖRNEK S.196)

“Düğünün zamanı ve yeri, kimler arasında olduğu, düğün öncesi çıkarılan “okuyucu”lar tarafından bildirilir…geleneksel kesimin kırsal alanı çağrı işini okuyucular aracılığı ile duyurur. Bu işe “okuntu çıkarmak” da denir…Gelenekselliğin ağırlığını duyurduğu yerlerde tıpkı nişanda olduğu gibi, düğünde de kadınlar ve erkekler ayrı yerlerde oturarak törene katılır ve eğlenirler.” (ÖRNEK S.197)

 

1- Düğün Bayrağı

Düğün, oğlan evine bayrak asılması ile başlamaktadır. Cuma günü öğle nazından sonra camiden çıkanlar oğlan evine gelerek düğün bayrağı asarlar. Düğün bayrağı yörelere göre değişmekle birlikte genelde Türk bayrağı olmaktadır. Uzun bir sırık üzerine takılan bayrağın tepesine elma, soğan, ayna gibi eşyalar takılarak hazırlanmaktadır. Kimi yörelerde bayrağın yanında gelin ve damadı simgeleyen farklı renklerde kumaş da yer alır. Bayrağı köyün her tarafından görünecek şekilde evin uygun bir yerine genellikle çatıya asarlar. Dualar okunur veya gençler bayrak manileri okurlar. Bu işi yapan kişiye bayraktar denir. Bayrak asılırken dibine kan akıtmak amacıyla horoz kesilir, kilitlenmiş bir kilit takılır (Güveyin bağlanmasını önlemek amacıyla. Bu kilit gerdeğe girilirken açılır) Bugün oğlan evi tarafından bayrak yemeği adı altında yemek hazırlanır. Bazı yörelerimizde sağdıç evine de bayrak takılmaktadır.

 

2- Kına Gecesi

Kına geceleri ayrı bir önem ve özellik göstermektedir. Evlenecek olan kızın; ailesi, yakınları ve arkadaşları ile kadın kadına geçireceği bu son gece asıl düğün günü olarak da bilinen gelin alma gününden bir gün önceye rastlamaktadır.

Bugün, hüznün yoğun olarak yaşandığı bir gündür. Geleneksel yapının yoğun yaşadığı bölgelerde hala eski önemini korumaktadır. Büyük kentlerde ise artık ya yapılmamakta veya sadece eğlenceden ibaret bir gün olma niteliğini taşımaktadır. Şehir merkezlerinde kına geceleri asıl fonksiyonundan uzaklaşmaya başladı. Daha önceleri kızın evden ayrılışı, son vedalaşması biçimindeyken, günümüzde eğlenceye dönük, nikahla evleniliyorsa düğünün yerini alan bir eğlence durumuna geçti.

Bu geceye el kınasıhas kınasıgelini kınaya çekmekına düğünü kına basma, yaygın olarak da kına gecesi  gibi çeşitli adlar verilmektedir.

Kına yakmak eski İslam geleneklerindendir. Geleneksel toplumlarda kınanın eşleri birbirine sevgili yapmak amacı ile yakıldığı söylenmektedir. Kına aynı zamanda koruyucu özelliği ile karşımıza çıkmaktadır. Gelin ve davetlilerin ellerine yakılarak,  evliliğin bir anlamda kutlanıp kutsanması sağlanmaktadır.

Kına gecelerinde uygulanan adet ve uygulamalar esasta bir olmakla beraber, ayrıntılarda birtakım özellikler gösterir.

Kınaya davet, bazı yörelerde kuru kına, sakız, şeker dağıtılmak veya ağızdan söylemek suretiyle yapılmaktadır.

Geline yakılacak kına oğlan evi tarafından alınır. Çoğu zaman kız evine gün öncesinde çerezlerle birlikte gönderilir. Kimi zaman da  giderken götürülür. Özenle hazırlanan kına tepsisinde çerezler, tatlılar, kına çöreği veya kına helvası bulunur.

Kına gecesi olarak adlandırılan bu günden başka bazı yörelerimizde ana kınası olarak adlandırılan bir gün de vardır. Bugün  kızın annesi tarafından alınan kına kadınlar ve kızların toplanmasından sonra kızın başına yakılır. Bunabaş bozma, gelin baş kınası da denilmektedir.

Kına gecesi, kız evinde düzenlenir. Çağrılı kadınlar ve genç kızlar önce oğlan  evinde toplanırlar. Bunlara kınacıda denmektedir.

Kınacılar gelinceye kadar kız evinin yakınları çeşitli eğlenceler düzenlerler. Oğlan evinin gelmesiyle kız evi mahzunlaşır, eğlenme sırası oğlan evindedir.

Oğlan evinden gelenler kız evinde karşılanarak ağırlanır.

Oyunlar, eğlenceler bir süre devam ettikten sonra sına kınanın yakılmasına gelir.

Bazı yörelerde gelin kıyafetini değiştirir. Başına al duvak örtülerek kına için hazırlanır.

Gümüş veya bakır tas içerisinde başı bütün yani analı babalı, başından ayrılık geçmemiş bir kadın tarafından kına karılır. Kınanın içine bozuk para da konur. Bu hem bereket dileği, hem de kına yakan kişiye baht açıklığı sağlamak amacına yöneliktir.

Edirne ve Kırıkkale’de gerçekleştirilen kına sekiği denilen adet oldukça ilginçtir. Kına gezdirme anlamına gelen bu uygulamada hazırlanan kınaya iki tane mum dikilir. Bunlardan biri kız, diğeri erkek çocuğu simgeler. Amaç gelinin kızı ve oğlu olmasını sağlamaya yöneliktir. Kına tepsisi delikanlıların eline verilir. Gelinin bir koluna kız, diğer koluna yeni gelin girerek, kına tepsisi önde, gelin arkada olmak üzere üç kere meydanda dolaşılır.

Gelin kız hazırlandıktan sonra başına al pullu bir duvak örtülerek genç kızların söylemiş olduğu ilahiler eşliğinde ve içinde mumların yakıldığı kına tepsisi ile ortaya getirilir.

Kıbleye çevrilmiş yastığın çevresinde üç kere dönülerek kimi yörelerimizde üç kere yastığa oturup kaldırılarak oturtulur.

Gelinin kınasını yine başı bütün bir kadın ile bir genç kız yakar. Bu arada kız elini açmaz. Kaynana gelinin elinin ortasına altın veya para koyar. Gelinin ellerine, ayaklarına kına yakılır. Eskişehir’de gelin, iki kat yapılmış yastığın üzerine, kolları başının üzerinde çapraz yapacak şekilde oturur. Yengelerden birisi sağ eline ve sol ayağına, diğeri sol eline ve sağ ayağına olmak üzere kına yakar.

Kına yakan kişinin bir hata yapmaması gerekir. Kınanın yanlış yakılması o kişinin cezalandırılmasını gerektirir. Ceza olarak bir hayvan kesmek zorundadır.

Kına şekilleri de farklılık gösterir.

Sıvama elin bileğe kadar tamamen ve hiç boşluk bırakmadan  yakılmasıdır.  Yüksük yalnız parmak uçlarına,

Kuş gözü avuç içine tekerlek olarak yakılmasıdır.

İp kınasında da ele ip sarılır, kına öyle yakılır. İp olan yerler kına tutmaz ve değişik şekiller oluşturulur.

Gelinin el ve ayaklarına kına yakıldıktan sonra bağlanır.

Kına yakılırken gelin ve akrabaları ağlar. Gelin ağlamazsa hevesliymiş denilir. Bu arada baş övme, gelin okşama, yakım denilen kına türküleri söylenir.

 

Adana Tufanbeyli’den bir örnek:

 

Baba kinin bitti mi?

Kardeş ekmeğin arttı mı?

İşte koyup gidiyorum

El kızı keyfin yetti mi?

 

Bolu’dan bir örnek

 

Altın tas içine kına ezilsin

Sabah olsun güzel yüzün yazılsın

Görümceler etrafına dizilsin

Gelinim kınan kutlu olsun

Burada dirliğin tatlı olsun

 

Muğla’dan bir örnek:

 

Getirin gelini kına yakalım

Temizce arıca kına yakalım

Gelinin sözünü hep tutalım

A gelin a güzel kınan kutlu olsun

Güveyinin yanında sözün tatlı olsun

 

Hani bunun kaynanası

Kireç ocağında yanası

Kutlu olsun gelinin kınası

A kız a gelin kınan kutlu olsun

Orda da burada da dilin tatlı olsun

 

Yalnızlık, çile, gurbet, yeni yaşamın güçlükleri, üzüntü, sitem kına geceleri ile ilgili halk düşüncesinin türkülere yansıyan yönleridir. Bu türkülerle kadınlar açıklayamadıkları duygularını dile getirmektedirler.

Kına yakıldıktan sonra kalan kına orada bulunanlara dağıtılır. Çoğu kez kınanın içine de para konur. Dağıtım sırasında bu para kime çıkarsa darısının ona olacağına inanılır.

Kına yakıldıktan sonra genç kızlar Bilecik ve Edirne’de geline tavan öptürürler. Bu sırada nişanlısının ismini bağırarak söyletirler. Konya’da kız kına yakıldıktan sonra elinin izini ev kapısının üstüne bırakır. Kimi yörelerde herkes gittikten sonra gelinin el ve ayaklarına kına yakılır.

Kına yakıldıktan sonra kadınlar evlerine gider. Kızın yanında genç kızlar kalıp sabaha kadar gelini beklerler. Kendi aralarında eğlenirler, oğlan evinin göndermiş olduğu çerezleri yerler. Uyumamak gerekir. Uyuyanın yüzünün boyanması, yorgana dikilmesi verilen cezalardandır. Oğlan evinden kalan kişiye eziyet etmek de kızların başlıca eğlencesidir.

Kimi yörelerde kızın yanında kalan kızlar ellerine tencere, tava, kepçe vb. alıp gürültü çıkararak oğlan evine giderler. Oğlan evi bu kişilere tavuk verir. Bu uygulama tavuk çalma olarak adlandırılır.

Sabah kızlar erkenden kalkarak gelinin elindeki kınayı yıkarlar. Elinin ortasına konmuş olan para ya fakir bir çocuğa verilir veya güveye götürülüp bahşiş alınır. Güvey bu parayı cüzdanında taşır.

Çok yaygın olmamakla birlikte güveye de bazı yörelerimizde kına yakılmaktadır. Kız kınası kadar çok eğlenceli olmamakla birlikte bazen aynı gün, bazen de ertesi gün güveye sağdıç tarafından kına yakılmaktadır. Damada yakılan kınaya güvey kınası, büyük kına, darabul gecesi gibi adlar verilir.

Damada yakılacak kına kız evinde hazırlanır. Kızın kınasının bir kısmı tepsiye konarak mumlarla süslenir. Çalgı eşliğinde delikanlılar tarafından oğlan evine götürülür.

Ortaya getirilen damadın avuç içine veya serçe parmağına kına yakılır. Kına yakıldıktan sonra kız evinden gönderilen mendille damadın eli bağlanır. Bu arada da türkü söylenir.

Güveyi baban Bursa’ya vardı mı?

Bursa kınası aldı mı?

Oğlum yakınsın dedi mi?

Güveyi kınan kutlu olsun

Yarin ağzı tatlı olsun

 

Önünde mumlar yanası

Allah bir oğul veresi

Güvey kınan kutlu olsun

Yarin ile ağzın tatlı olsun

 

3- Asıl Düğün Günü

(Gelin Alma)

Gelin alma, gelinin baba ocağından alınıp oğlan evine götürülmesi sırasındaki uygulamaları içerir.

Kız beğenme, görücülük, dünür, söz kesme, nişan, düğün hazırlığı, çeyiz düzme, kına gecesi derken sıra asıl düğün günü olarak da adlandırılan gelinin oğlan evine götürülmesine gelir.

Bölgelere göre farklı olmakla birlikte genelde bir hafta, üç gün veya iki gün süren düğünlerde son gün gelin almadır. Perşembe veya son zamanlarda Pazar gününe rastlayan bugüne “gelin götürme, kız alma/çıkarma, hak alma, gelin savması, gelin göçürme” gibi çeşitli isimler verilmektedir.

Düğün alayı, camiden anons yapılarak, komşulara davetiye gönderilerek veya davul – zurna eşliğinde düğün kahyasının tüm evleri dolaşıp herkesi davet etmesi ile oluşturulur. Öğle üzeri veya öğleden sonra yol yakınsa yürünerek, uzaksa arabalarla gidilir. Gelin almaya gidenlere: Seğmen, gelinci, düğüncü, yengeci, dünürsü, gellancı, gelin götürücü, hakçı adları verilir. Gelin almaya; davetliler, oğlan tarafı yakınları (elti, görümce, kaynata, amca vb.) ve son zamanlarda damat gitmektedir. Gelinin kaynanası gelin almaya gelmez, gelini evde bekler.

Düğün alayı kız evine, düğün bayrağı önde olmak üzere davul-zurna eşliğinde gider.

-Bazı yörelerde kız evi ile oğlan evinin 2 ayrı bayraklı düğün alayı olur. Kız evi düğün bayraklıları oğlan tarafını köy sınırında bekler ve karşılaştıklarında oğlan tarafına sorular sorarlar. Kız tarafının sorularına erkek tarafı cevap verebilirse birlikte eğlenirler, bilemezlerse kız tarafına “bayrak yolu” (para) verilir.

-Buna benzer bir uygulama da istedikleri bir şeyin sözünü almak için kız tarafı delikanlılarının, düğün alayını yumurta ve taş yağmuruna tutmasıdır.

-Düğün alayı kız evine yaklaşınca delikanlılar urgan gerip, urgan parası almadan yol vermezler.

 Kız Evine Gelindiğinde Yapılanlar

-Kız evine gelen oğlan tarafı kadınları içeri girmek için kapı bıçağı/kapı parası verirlerken diğer gelenler dışarıda bekler. Kadınlar içeride gelini hazırlarlar.

-Kız evi önünde bekleyenler davul-zurna eşliğinde oynarlar, halay çekerler, oyunlar çıkarırlar, silah sıkarlar. Geçmişte özellikle erkeklerin güreş tuttuğundan, at ve cirit yarışı düzenlediklerinden söz edilir.

-Gelin alıcılar uzak yerden geliyorsa komşularca paylaşılarak yemek verilir.

 Gelinin Baba Evinden Çıkarılışı:

Kız babasından izin alındıktan sonra sıra gelinin çıkarılmasına gelir. Gelinin beline babası ya da erkek kardeşi tarafından kırmızı kuşak bağlanır. Ailesiyle helalleşir. Bazı yörelerde babasının elini ayağını öper, babası da ona koç koyun  bağışlar. Gelinin sandığına oturan kardeşine de sandık parası ödenir. Bu arada gelin yas eder.

Konya’da kız  ağlaması denilen yas örneği:

 

Evimizin önü mersin

Ellemen dalında ersin

Gelin olup gidiyorum

Çağırın da babam gelsin

 

Niğde’den bir örnek:

 

Ocağımızın taşı gara

Ciğerimin başı yara

Sabahtan kalk garip anam

Yana yana evlat ara

 

Kız annesinin söylediği yas:

 

Şu görünen ekin mola

Ekin değil purçağ imiş

Kız anadan ayrılması

Yalan değil gerçeğ imiş

 

Gelin almaya gelen kadınların söylediği ilahi:

 

Al bayrağın yeşili

Tuttuk cennet kuşunu

Selam söylen damada

Getiriyok eşini

 

-Gelinin bir koluna kendi aile büyüklerinden birisi diğerine oğlan tarafı akrabalarından birisi, son zamanlarda ise bu kişi doğrudan damat olmaktadır. 

- Gelin kapıdan çıkarken yeni evine bereketiyle gitsin diye başına buğday, çerez, leblebi şeker, vb. saçılır ya da buğday ve para ayakkabısının içine konur.

-Bacayı ve kapının arkasına tekmeler ki huyu baba evinde kalsın.

-Gelin kapının arkasına tükürür, eşiğe niyaz eder.

-Gelinin sırtına yumruk vurulur, sağ koluna Kur’an sol koluna ekmek sıkıştırılır. Annesi evden ekşi hamur, süpürge, oklava gibi eşyalar verir.

-Gelin evden çıkarılmadan oğlan tarafı kızın erkek kardeşine kapı parası ödemek zorundadır. Bolu’da kızın erkek kardeşi kapının üstüne bıçak saplar. Oğlan tarafından bahşiş alıp da o bıçak oradan indirilmedikçe kız evden çıkarılamaz.

-Gelin almaya gelenlerin arabalarına takmaları için kız evi tarafından basma, tülbent vb. verilir.

-Gelinin dualar veya davul-zurnanın çaldığı gelin alma havası eşliğinde  çıkarıldığı da olur.

-Gelin, gelin arabasına bindirilmeden arabanın etrafını 3 kere dolaşarak sağ taraftan biner. Arabaya bindirilen geline bahtının açık olması ve geleceğinin aydınlık olması amacıyla ayna tutulur. Kötü etkilerden uzaklaşsın ve kötü huylarını geride bıraksın diyerek arkasından testi, şişe kırılır. Yeni yaşamı akıcı ve temiz duyguları içersin diye arkasından  su serpilir.

 

Gelinin Oğlan Evine Götürülüşü:

Geline köyün içi ve etrafı, evliliğe koruyuculuk kazandıracağı inancıyla cami, ölmüş olan oğlan tarafı büyüklerini memnun etmek ve sonunun ölüm olduğunu görüp ona göre davranmasını sağlamak amacıyla mezarlık etrafı dolaştırılır. Bu sırada uygun alanlarda durularak davul-zurna eşliğinde oyunlar oynanır, at yarışları yapılır, silahlar atılır.

-Önceleri damadın gelin almaya gelmediği zamanlarda bir çocuk gelinin evinden aldığı yastığı veya gelinin yüzüğünü, ayakkabısını damada götürüp bahşiş alırdı. Böylece gelin alayının yola çıktığı da haber verilmiş olurdu.

-Bir haberci önden giderek gelinin kayınvalidesine gelini aldıklarını söyler ve bahşiş alır.

-Dolaşma sırasında gelin alayının önü çocuklar veya delikanlılar tarafından urgan tutulmak suretiyle kesilir ve bahşiş istenir.

-Önceleri çobanlar at üstünde götürülen gelinin önüne koç çıkarırlarmış. Gelin atın üzerinden eğilip koçu yukarı kaldırabilirse koç gelinin olur, aksi halde çobana düğün sahibi bahşiş verirmiş.

 

Gelin Oğlan Evine Gelmesi ve Arabadan İndirilmesi

Gelin arabadan inmeden önce kaynana veya kayınbaba indirmelik veya üzengilik olarak adlandırılan hediye vermek zorundadır. Bu hediye tarla, koç, koyun olabilmekte, ailelerin varlık durumlarına göre değişmektedir. Bazen etraftakiler kaynanaya “ne bağışladın?” veya “gelinin ayağı topal inmiyor” sözlerine karşılık “oğlumu bağışladım” veya “koç gibi oğlan bağışladım” karşılığını verdiği olur.

Gelin daha arabadayken doğurgan olmasını sağlamak amacıyla kucağına çocuk verilir.

-Gelin arabadan indirilmeden orada bulunanlar hoca eşliğinde dua ederler. Duadan sonra gelin dayanıklı ve sağlam olması amacıyla ters çevrilmiş kazana ve üzerindeki kaşığa bastırılarak kaşığı kırması sağlanır.

-Yine sağlam ve dayanıklı olması amacıyla gelin saca, hayvan derisinden yapılmış kendire bastırılır.

-Koyunun uysallığına sahip olması dileği ile koyun postuna bastırılarak indirilmesi yaygın bir uygulamadır. Gelin arabadan indirilirken kurban kesilir kanı gelinin alnına sürülür, kanın üzerinden atlatılır.

-Doğurgan olsun ve yeni evine bereketiyle gelsin diye damdan gelinin başına üzüm leblebi, fındık, fıstık, iğde, üzüm serpilir.

-Gelinin, inançlı olmasını sağlamak amacıyla bir koluna Kuran diğerine ekmek konur veya eline Kuran ile ayna verilir.

-Gelinin kötü huylarının yok edilmesi, söz dinleyen bir ev kadını olmasını sağlamak amacıyla evin damı üzerinden çömlek atılarak kırılır. Bazen de geline bardak kırdırılır.

-Yeni evindekilerle geçimi uyumlu ve tatlı olsun diye gelin kapıya kadar yol üzerine yağ, bal karışımı döker. Damat elma ve portakalı yerde parçalar, havaya ateş eder.

-Gelin kapının önüne geldiğinde duvağı açılarak yine aynı amaçlarla ağzına yağ-bal sürülür, tatlı yalatılır. Bir lokum ya da şeker ikiye bölünerek veya pekmez ile tereyağından birer lokma geline ve damada ya da geline ve kaynanaya yedirilir.

- Gelin kendisine verilen yağ-bal karışımı, şerbet, pekmez, hamur veya mayayı kapıya, kaynanasının şalvarının ağına sürer.

-Gelin ya da etraftakilerce yeni evinde kalıcı olsun diye bir çivi eşiğe, duvara ya da kapıya çakılır.

-Eşikte testi, bardak kırıp evin kapısını tekmeyle açar, eşiği öper, eve sağ taraftan sokulur.

-Gelin sağlam ve dayanıklı olsun, kötü etkilerden temizlensin diye eşiğe konan demir veya ateş üzerinden atlatılır.

-Gelin içeri girerken bir kaşığı arkaya fırlatır sonra kaynanasının koltuğunun veya bacağının altından geçer. Böylece kaynanasının sözünden dışarı çıkmaması sağlanmış olacaktır.

 -Kapıdan girerken yol üzerine yastık, oklava gibi eşyalar konur. Gelinin bunları alıp yukarı çıkması halinde anlayışlı olduğu, görmeden geçmesi durumunda da bilgisizliği anlaşılmaya çalışılmaktadır. Gelinin anlayışlı, bilgili olması ondan aranan iyi huy, namuslu olma niteliklerinden hemen sonra istenen bir özelliktir.

Gelinin Oğlan Evine Girmesi

Sağ ayağı ile eşikten atlayarak giren gelin kaynanasının elini, eteğini ve kayınpederinin elini ayağını, evde bulunan diğerlerinin ellerini öper.

-Gelin, ailenin ve yakınlarının ağızlarına eritilmiş bal veya pekmez sürer, üzerlik tüttürülür.

-Gelin ocakbaşı ile evin bacasına yağ sürer, aş evine sokulup çıkarılır ya da sandalyede oturtulur. Gelin ibrikle evin dört tarafına su döker odasının kapısını üç kere açıp kapatır.

-Gelinle damada şerbet içirilir. Kız evinden getirilen ekmek, tuz, maya, tabak yerlerine yerleştirilir.

-Kaynana geline yağda pişmiş yumurta, yağlı ekmek yedirir. Gelinin kucağına erkek çocuğu oturtulur ya da yatağında yuvarlatılır.

-Gelinle damat bir odaya alınırlar. Yine evliliğin mutlu olmasını sağlamak için birlikte şerbet içerler. Damat geline yüz görümlüğü olarak para veya altın taktıktan sona birlikte dışarı çıkarlar.

Güvey arkadaşları tarafından akşam getirilmek üzere götürülür.

Kadınlar gelini görmeye gelirler. Gelin de orada bulunanların  ellerini öper. Oğlan evinin kadınları tarafından dışarı çıkarılarak öğüt vermek amacıyla türkülerle övülür.

 

Gelinin giydiği çizme

Çizmenin tabanı yazma

Gelinim mehleyi gezme

Hoş geldin gelin kadın

 

Gelin geldin evimize

Sevgi düştü gönlümüze

Bi yalınız oğlumuza

Hoş geldin gelin kadın

Oyunlar oynanarak düğün akşama kadar devam eder. Bugün gelenlere yemek verilir.

4- Nikah – Gerdek

“Medeni veya dinsel nikahtan sonra gelinle güveyin bir araya gelmelerine gerdek denir. Böylece gelinin ve güveyin evliliği yasa, din, ve bağlı bulunduğu toplum üyelerinin onayı ile geçerli sayılmış olur…Yasa önünde geçersiz olmasına karşın, imam nikahı denilen “dini nikah” halen yaygınlığını sürdürmektedir. Kimi ailelerse medeni nikahın yanı sıra, sonradan bir de dini nikah yaptırarak evlilik birliğini kutsamış olurlar. Hatta kimi durumlarda sadece dini nikah yaptırılmakla yetinilmektedir.” (ÖRNEK S.197)

“İster yasal yoldan, isterse yasalardan kaçınılarak gerçekleştirilmiş olsun, nikahın amacı; kadın erkek beraberliğini ilan etmek, toplumun gözünde geçerli saymak, kutlamak ve kutsamaktır.

Nikahtan sonra bir araya gelecek çiftlerin kalacağı yere “gerdek evi”, “gerdek damı”, “gerdek odası” gibi adlar verilmektedir. Sağdıcı ve yakın arkadaşları tarafından şamatayla ve yumruklanarak getirilen güvey, gerdek odasına sokulur. Gelin ile güvey birbirlerine sözlerini geçirmek dileği ile ayaklarına basmaya çalışırlar. Geleneğin ve dinselliğin ağır bastığı yerlerde güvey başkalarıyla birlikte namaz kıldıktan sonra, ilahiler arasında gerdeğe sokulur. Gelinle güveyin karı koca oldukları geceye “gerdek gecesi” ya da “zifaf gecesi” denmektedir…

Gelinin sandığında veya arkasından gelin ardı denilen yiyecek gönderilir. Bunda pişirilmiş tavuk, baklava, çerez türünden yiyecekler bulunmaktadır.

Gelinin yanında bir yenge bulunmaktadır. Yenge gelin ile güveyi el ele tutuşturup, gelini güveye teslim ettikten sonra dışarı çıkar. Bu arada gelin hiç konuşmaz, güveyin gelini konuşturmak için çeşitli yöntemlere baş vurduğu olmaktadır. Gelini konuşturmanın tek yolu “yüz görümlüğü” denilen hediyenin geline verilmesidir. Bu arada güvey iki rekat namaz kılar. Gelin ayakta bekler.

Çoğunlukla kızla birlikte kız evinden gelen yenge, birleşmenin işaretini bekledikten sonra geri dönmektedir. Yengenin bir görevi de kız annesine müjde vermektir. Kız evine haber çoğunlukla gece gitmektedir.

Ülkemizde gelinin masum ve temiz olmasına önem verilir. Kızın evlenmeden önce başkaları ile tanışmamış olması üstünde titizlikle durulur. Törelerin etkinliğini sürdürdüğü yerlerde, yenge kadınlar gerdek sonucunu beklerler. Kimi yerlerde kızın temiz çıktığı belli olunca, sonuç evin damına bayrak asmak ya da silah atmakla ilan edilir. Gelinin kız çıkmadığı anlaşılırsa baba evine yollanması da bilinen olaylardandır.” (ÖRNEK S.198)

 

5- Gerdek Ertesi

Gerdek gecesinin sabahında, sabah erkenden gelin kaldırılıp yatağı toplanır, çarşafına bakılır. Bu işi yenge, sağdıç hanımı veya sağdıç anası yapmaktadır. Güvey odadan çıkmadan çarşafı toplayacak kişiye bahşiş bırakır. Gelinin bakireliği onaylandıktan sonra bunu kutlamak amacıyla öğleye doğru veya öğleden sonra genellikle genç kızların bulunmadığı, sadece kadınların katılımı ile törenler düzenlenmektedir. Evliliği tamamlayıcı nitelikte olan bu törenler, hem gelini görmek, hem de gelinin bekaretini kutlamak amacına yöneliktir. Bu törenlere; duvak, duvak açma, gelin görme, baş bağlama, yüz açımı, gelin yanı, duvak serpme, semet gibi adlar verilmektedir.

Günümüzde artık genç kızların da bu törenlere katıldığı görülmektedir. Gerdek ertesinde düzenlenen bu törenler bazı yörelerimizde fonksiyon değiştirmekte, gelinin çeyizinin görüldüğü bir gün olma şekline bürünmektedir.

Gelinin çarşafı toplanan kadınlara gösterilirken odanın uygun bir yerine belli olacak şekilde asıldığı gibi, tepsi, kalbur içine konur veya çeyizinin olduğu odaya asılır. Gelinin çarşafını görenler bahşiş verirler.

Kastamonu ilinde rastlanılan bir uygulama dikkate değerdir. Kız hakkında evlenmeden önce söylentiler çıkmışsa, duvak günü ihtiyar bir kadın gelinin çarşafı ile herkesin ortasında oynamaktadır.

Gelin ve damat evde bulunanların elini öperler. Onlar da yüzgörümlüğü denilen hediye verir. Gelin bu arada sandığında getirmiş olduğu hediyeleri evdekilere dağıtır. Ev içinde gerçekleştirilen el öpme merasiminden sonra gelin ve güvey bir aile büyüğü tarafından yakın akrabaların elini öpmeye de götürülür.

Gelinin çarşafı toplandıktan sonra güvey ve gelin davul-zurna eşliğinde güvey çıkarma havası çalınarak dışarı çıkarılır. Güvey arkadaşları tarafından hamama, gelin de yengeler tarafından banyo yapmaya götürülür.  

Gelin yeniden gelinliği giydirilerek hazırlanır. Fark gelinin yüzünün açık olmasıdır. Törene kız annesi katılmaz.

Öğleye doğru veya öğle ezanı okunurken gelin kıbleye döndürülerek ortaya oturtulur. Gelinin kakülü kesilir. Kesen kişiye bahşiş vermek adettir. Bazı yörelerimizde unutulmuş olmakla birlikte bazı yörelerde tespit edilen ve gelinin kadınlığa geçtiğini gösteren bir uygulamadır. Buna zilif kesme, kakül kesme, kekil kesme, duluk kesme gibi isimler verilir.

Gelinin yüzünün ve alnının açık olduğu göstermek için duvak açma töreni yapılır. Buna duvak açma, duvak serpme, duvak savma da denmektedir. Gelinin yüzüne al bir örtü örülüp oklava ile kız ve erkek çocuğuna üç kere kapatıp örttürülerek yüzü açılır. Gelinin duvağı açıldıktan sonra bugüne kadar kız başı olarak düzenlene başı kadın başı olarak düzenlenir. Ankara ve Yozgat’ta baş bağlama sırasında yapılan uygulama ilginçtir. Gelinin başı bağlandıktan sonra gelinin ağzı sembolik olarak mendille kapatılarak :

 

“Bu yaşmak Halep’ten gelmiş

Getirin vurun gelinin ağzına

Duyduğunu demesin erine” denilerek öğüt verilir.

 

Bu uygulamaların ardından orada bulunanlara yemek verilir. Bazı yörelerde o gün gerdek gecesinden artan yiyecekler oradakilere dağıtılır.

Yemekten sonra eğlenceler başlar. Gelin bereketli olması amacıyla oynatılır.

Kadınların eğlenceleri tamamlandıktan sonra namazdan dönen damat türkü söylenerek ortaya getirilir. Gelinle birlikte orada bulunanların elini öper. Damat daha sonra gelinin alnından öpüp koluna girerek odasına götürür.

 

Hediye, Bağış ve Ödemeyle İlgili Adetler

“Evlenme olayının hemen her aşaması hediyeyle, bağışla, ödemeyle, ziyaretle bir araya gelmeyle ilgili bir takım adetleri de gerekli kılmaktadır. Oldukça zengin bir tablo çizen ve yöresel özellikleri de içererek çeşitlemeler gösteren bu gelenek  ve adetlerin yerine getirilmelerine özen gösterilir. Böylece yaşamın bu önemli olayı, geleneklerin belirlediği çerçeve içerisinde, söz konusu toplumun ya da grubun olurundan geçirilerek, değerler sistemiyle ve bu sistemleri işleten mekanizmalarla uygunluk sağlamış olur. Tersi durumda, yani törelerin öngördüğü beklentilere uyulmaması durumundaysa, çevrenin ayıplayıcı, kınayıcı ve zorlayıcı nitelikteki yaptırımlarıyla karşılaşılır ki, bunu da kimse istemez.

Bu adetlerden birisi “gelin hamamı” genel adıyla bilinendir.

Evlenmenin çeşitli aşamalarında geline sunulan hediyeler de önemli bir adet kümesini oluştururlar. Bu türden adetler yöreden yöreye kimi değişiklikler, çeşitlemeler göstermekle beraber aynı amaca yöneliktirler. Bunların içerisinde “takı” genel adıyla bilinen en yaygın olanıdır…

Güveyin gerdeğe girdiği gece, gelinin duvağını açmadan önce “yüz görümlüğü” adıyla bilinen adet gereğince bir hediye vermesi yaygın bir gelenektir.

Başlık geleneği günümüzde birçok yöremizde kaldırılmış olmakla birlikte bazılarında geçerliliğini koruyan bir gelenektir. Başlık, erkeğin ya da ailesinin kız tarafına verdiği nakit para veya eşyadır. Başlığa “bedel, ağırlık” da denmektedir. Başlığın temelinde hem ekonomik, hem de saygınlık etmeni yakmaktadır. Evlenme yoluyla evden ayrılan kızın iş gücünü karşılamak ve ekonomik boşluğunu doldurmak karşılığında alınan para ve paraya çevrilebilecek değerli hediyeler dengeyi sağlanmaya yöneliktir.

İslam hukukunda, evlenme sözleşmesinde kadına ödenmek üzere belirlenen paraya da “mehr” ya da “mihr” denmektedir. Bu, dinsel nikah sırasında kararlaştırılır. Karı kocanın ayrılmasında, boşanmasında ya da kocasının ölümü durumunda kadına verilmek üzere dinsel nikah sırasında belirlenen bu parayı, bugün ülkemizde uygulanan başlık geleneği ile karıştırmamak gerekir. Ödeme ve belirleme biçimine göre değişik adlar alan (mehr-i musamma, mehr-i muaccel, mehr-i müeccel) bu işlemi gelenek evliliğin ciddiyetinin ve kadının geleceğini güvence altına almayı amaçlamaktadır.

 

Evlenmeyle İlgili Ritüel ve Büyüsel İçerikli İşlemler :

Kısmet açmaktan başlayarak gerdek gecesine kadar uzayan aşamalar içerisinde uygulanan, dinsel, ritüel ve büyüsel içerikli birçok adet, işlem ve pratik vardır. Bunların bir bölüğü, gelin ve güveyin, mutluluğuna yönelik dilek ve pratikler çerçevesinde toplanırken, bir bölüğü kara büyü alanına giren işlemler içerisinde yer alırlar.

Gelinin bahtının açık olması, yeni evine bağlanması, uğur bereket getirmesi, yumuşak huylu olması amacıyla bir çok pratik uygulanmaktadır. Bunlar arasında, başı üstünde ayna tutulması, başına buğday serpilmesi, güveyle birlikte tatlı yedirilmesi, ocağın etrafında dolaştırılması, mezarlığın ziyaret ettirilmesi, baba evinden bir parça tuz ve yağ getirilmesi örnek olarak verilebilir.

 

Hazırlayan: Meltem Emine SANTUR

 

BİBLİYOGRAFYA

- GÖKÇE, Dr. Birsen : Evlilik Kurumuna Sosyolojik Bir Yaklaşım.

Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Sayı: 1 Aralık 1978, ss. 7-22.

-ERDENTUĞ, Prof. Dr. Nermin : Türkiye’nin Karadeniz Bölgesinde Evlenme Gelenekle ve  Törenleri I.

Antropoloji Dergisi, Sayı: 4, 1969 ss.27-58

-GÖKÇE, Dr. Birsen : Evlilik Kurumuna Sosyolojik Bir Yaklaşım. Ankara 1978,

Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Sayı:1 7-21ss.

-SANTUR, Meltem CİNGÖZ : Anadolu’nun Bazı Yörelerinde Gerdek Sabahı Gelinle İlgili Adet ve Uygulamalar Üzerine Bir Atlas Denemesi. 342-374 ss.

 V. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Gel.Gör. İn. Seksiyon Bild. Ankara 1997424 S.

- SERPER, Özer : 1945 – 1960 Devresinde Türkiye’de Evlenmeler. Ankara 1991, ikinci baskı, ss.149-181 T.C. Başbakanlık Aile Araştırmaları Kurumu Yayınları, Aile Yazıları 4, Evlilik Kurumu ve İlişkileri.

- ÖRNEK; Sedat Veyis : Türk Halkbilimi. 2. Bsk. Ankara 2000, 262 S.

- ÜNAL, Asife : Yahudilik’te, Hıristiyanlık’ta ve İslam’da Evlilik. Ankara 1998, 246 S. 

- Tezcan; Mahmut : Türk Ailesi Antropolojisi. Ankara 2000, 253 S.

e-kaynak: http://www.folklor.org.tr/turkish/gelenek/evlenme2.htm

EVLENME :

Kız Saraflama (Zarraflama) : Evlilik çağına gelen erkek çocuğun ailesi, çocuklarına ve ailelerine uygun bir gelin bulma arayışına girerler. Gelin adayı genellikle, evlilik çağına gelen evladın beğendiği, ailenin uygun bulduğu veya yakın çevreden tanıdıkların tavsiye ettikleri bir kız olur. Uygun aday bulunduğunda erkek tarafından kadınlar bir bahane bularak kız evine gider, kızın kendi aileleri için münasip olup olmadığını araştırırlar. Bunun içinde çeşitli oyunlar denerler. Kızın gözlerinin sağlamlığını öğrenmek için iğneye iplik taktırırlar; uzaktan konuşmaya çalışarak kulaklarının iyi işitip işitmediğini, evin temizliğine bakarak kızın çalışkan olup olmadığını öğrenirler. yemeklerine bakarak maharetli olup olmadığını anlarlar.

Kız İsteme : Uygun gelin adayı bulunduğunda kız tarafına haber gönderilerek kız istemeye gidilir. Erkek tarafı münasip bir dille ziyaretin amacını dile getirir. Bunun üzerine kız tarafı düşünmek için süre ister. Bu süre içerisinde yakınlarının düşüncelerini alır ve erkek tarafı hakkında gerekli araştırmaları yapar. Eğer yapılan araştırmalar müspet olursa erkek tarafına haber gönderilerek yeniden davet edilir.

Beh Takma :Bu davet üzerine erkek tarafından kız istemeye giden kişiler, tekrar kız evine giderler. Erkek tarafı kız evine giderken yanlarında “beh” denilen ve manevi değeri olan eşyalardan oluşan bir hediye paketi götürür. Kız tarafı da aynı şekilde kendi “beh” ini hazırlar. Kız tarafı gerekli ikramları yapar ve sonunda karşılıklı olarak “beh”ler verilerek şerbet içilir.

Söz Kesme : Söz kesme olayı genelde “beh takma” işinden 3-4 hafta sonra olur. Söz kesme işinde nişan tarihi, çeyiz miktarı başlık parası, şişlik ve diğer eşyalar konuşulur, düğüne ne kadar atlı getirileceği karara bağlanır. Bu iş her iki tarafın vekil ettiği kişilere tarafından karara bağlanır.

Nişan : Erkek tarafı söz kesme sırasında belirlenen tarihte, kararlaştırılan nişan hediyelerini alarak kız evine gider.Nişan veya düğün için erkek tarafından kız tarafına gidenlere “atlı” denir. Bu isim, bu kişilerin kız evine atla gitmelerinden kaynaklanır.

Nişan için erkek tarafı genellikle altın, bilezik, yüzük gibi ziynet eşyaları ile elbiselik ve ayakkabı gibi giyecekler götürür. Kız tarafı da kızın kendi el emeği olan çorap, atkı, kazak, başlık gibi eşyalardan misafirlere hediye eder. Ayrıca bu hediyelerden damat adayına da gönderilir. Nişan sırasında gelin misafirlere nişan şerbeti ikram eder, atlılar da karşılığında “şerbet parası” olarak bir miktar para verirler

Başlık-Şişlik: Geleneksel düğünlerde erkek tarafından kız tarafına ödenen ‘başlık’ geleneği, günümüzde artık sürdürülmemektedir. Başlıkla birlikte erkek tarafı, düğün hazırlıkları için kız tarafına “etlik ve şişlik” olarak koyun, sığır ve yemeklik eşyalar verir.

DÜĞÜN ( TOY ) :

Atlı Yığma : Düğün hazırlıkları tamamlanıp düğün günü geldiğinde davet edilen atlılar erkek evinde toplanırlar. Yaşlılar aşıkların bulunduğu odaya, gençler ise davul-zurnanın çalındığı yere götürülür. Atlılar düğün evinin uzağında karşılanır, atlı havası ile düğün evine getirilir, düğün evindeki eğlenceden sonra akşam vakti gelince de komşular tarafından gece yatısına götürülür.

Hazırlıklar tamamlandıktan sonra kız evine doğru yola çıkılır. Kız evine yaklaşıldığında o yörenin delikanlılarınca gelenler karşılanır.

Kına Gecesi :Kına gecesi, gelinin baba evinde geçireceği son gece olup, bu gecede gelinin eline kına yakılır. Kına yakılmadan önce gelen misafirlere çerez, şeker, helva gibi ikramlarda bulunulur. Sonra gelin; kına yakılacak odaya tabaklar içinde yanan mumlar taşıyan genç kızların eşliğinde gelir ve orta yerde bir sandalyeye oturtulur. Gelinin kınası başı bozulmamış ( dul olmayan ) bir kadın tarafından hazırlanır. Genç kızlar ve kadınlar ayrılık, hasret kokan mani ve türküler söylerler. Odadakiler mani ve türkülerini söylerken gelinin kınası yakılır ve yine başı bozulmamış bir kadın tarafından sarılarak bağlanır.

Nikah töreni bittikten sonra çeyiz yayma işlemine geçilir. Çeyiz sandıkları ve bohçaları odanın orta yerine konulur. Erkek ve kız tarafının çeyizleri ayrı ayrı yazılarak değerleri belirlenir. Bu liste iki nüsha olarak hazırlanır. İmam, muhtar ve iki şahit tarafından imzalanarak biri erkek tarafına diğeri kız tarafına verilir.

Gelin Götürme :Kız evinden oğlan evine hareket günü geldiğinde, sabah erkenden araçlar hazırlanır. Araç olarak kışın at kızakları(zanka) yazın ise atlı arabalar hazırlanır.

Gelin evden çıkarken “ gelin ağlatma “ havaları çalınır. Kızın annesi hem ağlar hem de kızına öğütler verir. Kızın erkek kardeşi ise gelinin beline gümüş kemer bağlar. Kemeri bağlayana toy babası veya sağdıç tarafından bahşiş verilir. Gelinin yüzü al renkli ipek bir duvak ile örtülür ve gelin, iki yengesi tarafından itina ile getirilerek gelin arabasına bindirilir. Dualar ile yola çıkarılarak oğlan evine getirilir.

Gelin Karşılama : Gelin alayı düğün evine geldiğinde gelinin ayağını basması için bir bakır kazan ters çevrilir ve üzerine tahta kaşık veya çay bardağı konulur. Gelin inerken buna basar ve kırmaya çalışır. Kıramaması uğursuzluk sayılır.

Gelin iki yenge tarafından arabadan indirilirken damat ve sağdıç, daha önce hazırladıkları bozuk para ve çerezleri onların çevresine atarlar. Bu arada gelin inerken kaynana da gelinin önünde oynar. Gelin eve geldikten sonra çalgılar çalınır, oyunlar oynır. Gece damadın arkadaşları ve gelen atlılar sağdıcın evinde toplanır, güvey tıraşı yapılır. Bu eğlenceler gece yarısına kadar sürer.

Duvak Açma : Ertesi gün kuşluk vaktinde duvak açma töreni yapılır. Gelin düğün yerinde ortada bir sandalyeye oturtulur. Başında duvağı bulunur. Çalgılar çalar, oğlan sağdıcı “beşaçılan”, “karabağ” ve “ hançerbarı” oyunlarından birini gelinin etrafında dönerek oynar. Bir yandan da elindeki hançer ile gelinin duvağını yavaş yavaş açar.

Gelinin Takdimi ve Yüz Görümlüğü : Duvak açma töreni bitip herkes dağıldıktan sonra ev halkı toplanır. Kız yengesini temsilen bu işi yapacak kadınlardan biri orta yere gelir, elini havaya kaldırarak çalgıcıları susturur. Ya sözle ya da türkü makamı ile şöyle der: Gelin diyer yoktur atam

Koyunum yok koça katam.

Bu söz üzerine kayınpeder öne çıkarak :

Men kaynatan senin atan,

Gelin hoş geldin hoş geldin,

Yavrum hoş geldin hoş geldin,Bize hoş geldin hoş geldin,

Dedikten sonra “Benim tarafımdan gelin kızıma on tane kuzulu koyun, nesilden nesile onun olsun” diyerek gelinin yüz görümlülüğünü verir.

Bu olay sırayla kaynana, kayınbirader ve görümce için de yapılır. Yüz görümlülükleri verilerek yenge ve sağdıçlar da alınarak bar tutulur ve düğün sona erer.

Sini Kaldırma :Ardahan’da yerli köylerinde yapılan geleneksel düğünlerdeki adetlerden biri de “Sini Kaldırma”dır. Kız tarafında yapılan eğlencelerden biridir. Kız babası köy halkına ve erkek tarafından gelen misafirlere ziyafet vermek için hazırlıklar yaparken, gelin de kız sağdıcının evinde hazırlanır. Bu arada gelin ve damadın akrabaları, köy halkı ve çalgıcılar kız sağdıcının evinin önünde toplanırlar.

Kızın giysilerinden yedi adet alınarak yedi bakır siniye konur ve üzeri renkli ipekten örtülerle örtülür. Yedi sini yedi delikanlıya verilir. Önde davul zurna, onun arkasında kız sağdıcı-gelin-oğlan yengesi bulunur. onların arkasında da sırayla sinileri taşıyan gençler, korumalar ve köy halkı olmak üzere bir konvoy oluşturulur. Oğlanın yengesinin, gelin ve kız sağdıcının başları kapalı olur. Ziyafetin verileceği yere doğru yola çıkılır. Yol boyunca çeşitli oyunlar oynanır, havaya fişekler atılarak ziyafet yerine gelinir. Bu olaya “Sini Kaldırma” denir.

Şah Bezeme : Sini kaldırma olayına benzer bir gelenek de Terekeme (Karapapak) köylerinde düğünlerde yapılan“Şah Bezeme” geleneğidir. Bu geleneğin uygulandığı köylerde “Şah” denilen 70 cm uzunluğunda, yanlarına ağaç görünümü vermek için 7 veya 9 dal çakılan ağaçtan yapılma bir araç bulunur ve en son düğün kimin evinde yapılmışsa bir sonraki düğüne kadar orada saklanır.

Şah, düğünlerde meyve ve şekerlerle belli bir usule göre süslenir. Oğlan şahı ve kız şahı olmak üzere iki şah bezenir. Oğlan şahının masraflarını damadın sağdıcı, kız şahının masraflarını ise kız sağdıcı karşılar.

Şah bezeme işini, bölgede bu konuda uzman olan bir kişi yapar. Bunun karşılığında da kendisine münasip hediyeler ödenir. Şah bezenirken Türkler için önemli kabul edilen 3-7-9 ve 40 sayılarına dikkat edilir, Şah’ın dallarına 7,9 veya 40 çeşit meyve, şeker vs asılır.

Kız şahı sade olmasına rağmen erkek şahı oldukça ihtişamlı ve görkemlidir. Kız şahı, kına gecesinin ertesinde kız sağdıcının evinden, sağdıcın erkek kardeşi ve yakınları tarafından çalgılar ve pehlivanlar eşliğinde alınarak oğlan sağdıcının bulunduğu kız evine getirilir. Kız şahını teslim alan oğlan sağdıcı, kız sağdıcına “Hilat“ denen münasip bir hediye verir. Sonra da şah üzerindeki meyve ve şekerlerin bir bölümünü orada bulunanlara ikram ederken bir bölümünü de damat için ayırır.

Oğlan şahı ise daha şatafatlı bir törenle getirilir. Gelinin oğlan evine inmesinden sonra damat, sağdıç ve arkadaşları sağdıcın evine gider, orada eğlenirler. Düğün akşamı toy babası gelir ve bağırarak şah alayının kurulmasını ister. Bunun üzerine meşaleciler gündüzden hazırlanan meşaleleri yakarak yolun sağında ve solunda sıralanırlar. Yolun ortasında; önde davul-zurna, bunların arkasında şah ve şah bekçileri, damat ve sağdıç, korumalar olmak üzere şah alayı oluşturulur. Damat ve sağdıcın ağzı mendil ile kapatılır. Konvoyun arkasına orada hazır bulunan köy halkı geçer, damadın evine kadar oyun ve türküler eşliğinde gelinir.

 (Düğün)

Düğünler için genelde yaz aylarına göre önceden program yapılır.Pazar gününün tatil olması nedeniyle düğün tarihleri bu güne göre ayarlanmaya çalışılır.Eskiden Çarşamba,Perşembe olurdu.Düğün bayrak dikilmesiyle başlamış demektir.Çarşamba gün danışık denilen akşam erkeklerin toplanıp çavuş seçip keyhayı,bayraktarı seçerek, iştişarede bulunurlar.Düğünde hizmet edecek çavuş kahveleri dağıtır.Asayiş dahil çalgıcılara, misafire servis, bayrağı çaldırmamak gibi işlerden sorumludur.

Ertesi gün bohça günü yapılır.Kız evinden oğlan evine haber verilerek öğle üzeri bohça götürülür.Oğlan evi komşularını, akrabalarını bohçamıza buyurun diye davet eder.Önceleri bu işi okuyucu kadın tutulur, onlar kapılara giderek çağırırdı.Onlarda gelen kadını boş çevirmez yiyecek veya giyecekle boş göndermezlerdi.Bohçaların yanısıra tepsi ile baklava,çiçek, dürü diye bilinen hediyeler bohça içinde kırmızı kurdelelerle süslenerek bir kaç kişi götürülür.Damadın elbisesi özel hazırlanan işli örtüyle örtülür.(Şimdilerde damadın eşyaları bavulla götürülüyor)Bohçayı getirenlere oğlan evinde, düğün sahibi bahşiş verir.Bolca büyük tencerelerde yemekler hazırlanır.Genelde sulu yemekler yapılır.Yaz ayı olduğu için çorbalardan yoğurt çorbası etli bamya, etli fasulye, sulu köfte, yaprak sarması,et kavurması, pilav, tatlı olarak baklava,üzümlü… meyvalardan kavun, karpuz,üzüm ikram edilir.Ev sahibinin durumu, tercihine görede değişir.Daha sonra düğün havası başlasın diyerek def çalarak yada müzik setinde teyip çalarak gençler oyun oynar eğlenir.Gelen dürüler açılarak birbir sayılarak gelen misafirlere gösterilir.Damadın ayakkabısı,terliği elbisesi,tıraş takımı,parfümü, tesbihi, havlusu, seccadesi diyerek sesli bir biçimde bir yenge tarafından bohçalar açılarak sergilenir.Kaynatanın, elbiseliği, gömleği,seccadesi, havlusu kaınvalide elbiselik kumaşı, yeleği, işli seccadesi, namaz tülbenti, iğne oyalı yemenisi, dantelli havlusu, ilifi sırayla sayılır.Eğer annenne, babanne varsa onların hediyeleri.Bohçalar ayrı ayrı açılıp, birer birer sayılır.Önceleri amcalara,dayılara, halalara dürü hazırlanırdı.Halende bu göreneklere uyan devam ettiren var.Damat bohçası daha özenlidir,beyaz iş , dantelden, saten incili işli albenisi olan bohçalar seçilir.Hayırlı olsun, uğurlu kademli olsun… gibi hayır dilekleriyle, dağılır misafirler.

Kına günü;

Kız evinde telaş kuaföre gitme hazırlığıyla başlar.Gelin başı yapmak, düğüne katılan yakınların kızları ile birlikte kuaföre Niğde ye gidilir.Öğle vakti geldiğinde kuaförden gelen geline, yemek yedirilir.Oğlan evinden r1;benek atmar1;için gelirler.Kapı önünde müsait bahçede, oğlan evinden
kız evinden akraba, hısım toplanır.Takacakları hediyeyi vermek için.Gelin çıknca üzerine al örtülür.İlk etapta yeşil bağlama, ele kına yakma geleneği uygulanır.Ağzı dualı, evli bir kadın yakının bir tanesi yeşil olmak üzere yemenileri okuyarak başından dolandırır.Daha sonra yeşilini alın üstüne bağlar bu bağ sandıkta saklanır, çözülmez.Başı bozulmasın diye, böyle inanılır.Usuleten eline sadece sağ elinin avuç ortasına kına yakılır.Gelin eline açmaz.Kayınvalide bunun üzerine ya para yada altın avucuna bırakınca açar.Üç ihlas, bir fatiha okunur dua edilir.Hayırlı bir izdivaç olması için temennide bulunulur, hep birlikte amin denir.Bir tepsi veya defin içine oğlan evinden başlayarak takılacak hediyeler verilir.Bu işi üstlenen yakınlardan bir kadın bağırarakr1; kayınvalideden altın bilezikr1;diye eliyle gösterek tepsiye bırakır.En yakından başlayarak en komşu, ahbabların hediyesi verilir.Bunlar genelde lakaptan tanındığı için filandan on milyon diye ifade edilir.Oğlan evi bitince kız evine başlanır araya karışmasın diye bir havlu serilir.Kızın annesinden başlayarak varsa abisi, ablası, amca,dayı,hala,teyze, tanıdıkların hediyesi toplanır.Oğlan evi, kız evi birlikte toplanan parayı sayarlar. Duruma,anlaşmaya göre para,altınlar evlenen çiflerin ihtiyacı için saklanır.Takılan zinetler kıza takılır.Merasim bitince oğlan evi evine gider.(Önceleri def eşliğinde gidip, gelinirdi.)

İkindi vakti olunca kız başında alı olmadan yanında kız arkadaşlarıyla sandelyelere kınaya oturur.Nişanlı “gelin kızı “olan kayınvalideler – gelin kızı kınaya giydirdik, diye komşu, akrabalara duyururlar.Kınaya giyen gelinlere yazma(yemeni)atma adetini yerine getirirler.Kınaya gelen çağırılan kişiler bir yemeni alarak oyuna kaldırılan kız bir süre durup ayakta başının üzerine yemeniler bir bir atılır.Kayınvalide daha çok atar, üzerine elbiselikte en üste gelecek şekilde istifler.Kayınvalidenin yemenileri iğne oyalı, sandık yazması,ince yazma ibrişim iğne oyalı, oyasız günün yazmasından (özgürel, kalem marka)bir demet olur.Yemeni İstanbul kapalı çarşısından gelen yörede itibar edilen yemenilerdir.Gelin kızı oynayan kayınvalide defçiye bahşiş atar.Yeni evli gelinlerde başına kayseribaşı koyulur üstüne siyah tokalarla iğne oyalı şifon mevlüt başörtüsü, tül, kadife(çingil)çiçeğiyle duvakla süslenir.Kınaya gelirken iki eliyle büyükçe bir örtü alır.Sadece bunun için kullanılan dekorasyonu güzel antika, geleneksel örtüdür.Çok renkli bir görüntü arzeder adeta bir gelinciği andırırlar.Gözlerinde sürmeler, ellerinde kınalarla…Bugün Beypazarında hala satılan, kullanılan özel örtü.Akşam kınasına geliniyorsa “löküz” denen küçük tüplü aydınlatıcıyla gelinirdi.Yeni gelin geliyor diyerek merakla görmek isterdi çocuklar.Halen bu gelenekler yaşatılmaya çalışılır.Davetli davetsiz köyde olan gelinler, kızlar kınaya bakmaya gelirler.Oğluna kız bakmaya anneler gelirler.Akşam yemeği vakti gelince kız evinde “kız pilavı” diye bilinen ciğerli pilav yapılır.Çok yakın olmayan misafirler dağılır.Kalan misafirler yemeğe buyur edilir.Kız arkadaşlarıyla ayrıca yer pilavı.Yere serilen büyükçe bir bez(iteği)etrafında toplanarak keyifle yerler.Kız dolanarak herkesin tabağından bir kaşık alır.

Kına yerine dönülür, kına tekrar şenlenir oynanır.Oğlanevi damat, keyha ile birlikte gelir.Damat ve keyha ayrıca ağırlanır.Damata tepside bozulmamış baklavanın orta kısmı özellikle ikram edilir.Damat daha sonra kına yerine gelir, eskiden yüksek yerden (dam,balkondan)gelin kızı oynatırlar, damat bakardı.Şimdiler de ise damat, gelin birlikte karşılıklı oynarlar.Bahşis para takılır.Kına yakma faslı gelince gelin kız üzerini değiştirir, başına al örterek tekrar kına yerine gelir.Geldi gelin kınası, ağlasın kız anası türküsü eşliğinde sıra ile kına türküleri söylenir.Gelin kız, anası, yakınları ağlatılır.Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar,Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler.Kınayı oğlan tarafından başı bozulmamış, evli mutlu yengeler yakar. Önceden oğlan evinden gelen yazmalar bağlanırdı.Şimdi kırmızı üzeri işli özel hazırlanmış keseler takıp bağlanır.Kına yakma merasimi bitince oğlan evi her iki tarafada hayırlı olsun diyerek kına yerinden ayrılırlar.

O gece kızın akranı olan arkadaşları kızın yanında yatarlar.Kınalı eller sabaha dek yıkanmaz.Ertesi sabah kınalı, el ve ayaklar yıkanır.Kız artık ana evinde misafir konumundadır.Annesi evin horantası itimam gösterir.Halk arasında hatta çıkacak kız gibi durma, denir.Artık baba ocağından, yuvasına uçmaya beklediği gündür.

Oğlan evinde düğün merasimi;

Kız evinde bunlar yaşanırken, öbür yanda oğlan evinde damat giydirme merasimi yapılır. Yakınları,akrabaları düğün evine toplanır öğle camisinden çıkınca Kur andan süreler okuyarak
dua ederek, damat giydirilir.Damat el öper büyükler cebine harçlık koyar.Damatın koluna al,yeşil kurdele bağlanır.Daha sonra düğün merasimi kına gün öğle çalgı kurulur.Evin müsait bir yerine, bahçesine sandelyeler misafirler için hazırlanır.Önceki zamanlarda genelde Ayvazın oğlu diye bilinen çalgı grubu, cümbüşçü lakabı; kör Cavit olarak bilinen;Cavint Kılınç önceden tutulurdu.Cavit Kılınç’ın seslendirdiği parçalar;Mihrali,Gesi bağları,Şen olasın Ürgüp,Niğde Bağları,Şerif hanım,Aziziye,Kozan dağı,Kurban olayım gibi parçalardı.Bugün hala kaydedilmiş parçalarını dinleme şansı var.

(Teknoloji geliştikçe müzik kalitesi yüksek olması için ses düzenlemesi yapılır.)Çalgı çalmaya başlar eğer eğlenen gençler var ise oyun havası istek üzerine çalınır.Diğer zamanlarda dinlemeye gelen misafirleri müzik ziyafeti sunar.Zamanın hit parçalarını, bozlak, uzun hava söylerlerdi.Zahidem,bağlar gazeli gibi parçalar seslendirilir.Neşet Ertaş tan,Yıldıray Çınar dan, Ferdi Tayfur’ dan, Orhan Gencebay’ dan dokunaklı parçalar söylerler.Öyleki her çalgıcının daha güzel seslendirdiği istek aldığı parçası vardır.İstekler doğrultusunda söylenir.Eğer ezberi az ise çalgıcının bildik şeyleri söyler.Keman taksimi yine istek üzerine yerine getirilir.Tamamen bir zenginliktir düğün.Yaz mevsimi özellikle düğün için gelir yerli halk diğer illerde olanlar.

Mahalli sanatçı niteliğinde çalgı ustaları Niğde yöresinde yine genelde mahalli sanatçıların söylediği türküleri ustalıkla seslendirirlerdi.Hiç bir yerde duymadığınız kulağınızda tınısı kalan müzik yapıtlarını icra ederlerdi.Oyun havası olarak mesala;Allılar, yeşilliler,morlular,Niğde bağları,Çek deveci,Konyar17;lım,Yeşillim,aman Adana lı,Aslan Mustafam,Bulguru kaynatırlar,Sarı kız gibi oyun havaları çalarlardı.Günümüzde ise; org ve sazla söyleyenler düğünde Niğde yöresinde popüler olan Naciye,Zennube,Çilli bom,Esmer bommm,cimdallı,parçalarını çoğu zaman doğaçlama sözleri değiştirerek Koyunlu ve Niğde ye uyarlayarak söylüyorlar.Misal olarak İstanbul sokakları parçasını Koyunlu Sokakları olarak söylüyorlar.Birazda taklitçilik yapıp Ankaralı Namık tarzı söylüyorlar.Bozlaklarda Halil Erkal,Taner Olgun,Kul Mustafa gibi revanşta olan sanatçıların parçalarını repertuarına alarak, günceli takip ederek misafirlere doyumsuz müzikle ağırlıyorlar.Tam anlamıyla müzik yelpazesi sergileyerek, müzik ziyafeti veriyorlar.

Öğle vakti desti kırma merasimi yapılır.Çalgıcı eşliğinde köyün belli bir yerine gidilir orda bir yere dikilen destiye nişan edilir.Tekrar çalgı eşliğinde eve dönülür.Özellikle çalgı dinlemek için düğün evine gelen misafirler olur.Gelen misafirlere hazırlanan mezelik sofra düzülür, ağırlanır.Düğün evinin hazırladığı yaprak sarması, et kavurması , karpuz vesaireden oluşan tepsi ile ikram yapılır.Çalgılı düğün epey zahmetlidir.Fakat bazen içki işe karışınca işin seyri değişir.İstekte muhalefet yaşanırsa istenmeyen tatsızlıklar bir hiç üzerine bile kavga edilir.Öyleki bazen çalgıcıların bile işi zorlaşır.Düğün sahibinin ağzının tadı kaçar.Eğer dozu yükselirse duruma devriye gezen jandarmalar bile müdahale eder.Daha sonra tatlıya bağlanarak düğün çoğu düğün evinde sabaha dek eğlenenlerle devam eder.Saat 12 olunca jandarma bitirmeleri konusunda ikaz eder.Geleneksel yapıda eskiden gelen bir alışkanlık üzere gecede devam edebilir.Ayrıca oğlan kınası, kız evinden kına yakılıp dönen oğlanevi kadınlarında iştirakıyle eğlence tertip edilerek yakılır.Fakat Adurmusun’da bayanlar ve erkekler ayrı eğlenir birbirine karışmazlar.

Ertesi sabah bir hayli telaş kaplar oğlan evini çünkü; ogün oğlan evinde yemek yedirilir.Bakır eskiden hereni,leğen dedikleri büyük tencerelerde yemekler pişer.En az üç çeşit olarak.Genelde yazın düğün yapıldığından yemeklerden mevsime göre etli yeşil fasulye, sulu köfte,bamya, pilav,et kavurma gibi yemekler yapılır.Üzerine baklava yada kavun,karpuz, üzüm ikram edilir.Adetler yerine getirilir geçmişten, yaşadığımız günümüze dek sürdürülüyor.

Bazı kesimde tercihen “Fakıdefi” diye bir grup tutulur onlarda; ilahi,kaside, mersiye okurlardı. Yada mevlütlü düğün yapılır.Düğün dolaşacağı gün mevlüt okuyan, hocalar mevlüt ve Kur’an okur.Davetlilere yemek ikram edilir.Ekseri mevlütlü düğüne yönelen halkımızda çoğunlukta. Tercih meselesi,her iki şekildede gençlerin izdivaçları için, hayıra vesile olmak için adım atılıyor.

 https://atadan.wordpress.com/category/bayramlar/

Nışan

29 Aug

Aydın Dağyeni Köyü’nde Yüzyıllardır süregelen Nişan geleneği

Köyümüzde yüzyıllardır nişan-düğün gelenekleri aynen sürdürülmektedir. Temelde gelenek ve görenekler hep aynıdır. Sadece modern çağımıza ayak uydurulmaktadır. Bu blog yazımda kız isteme ve nişan örf adetlerini anlatmak istiyorum.

Kızlarda nişan 16-20 yaşlarında yapılır. Şayet bir kız 20 yaşına kadar nişanlanmazsa evde kalmış sayılır. Erkekler 18-20 yaş arası nişanlanır. Askerlik sonrası düğün yapılır.

Eskiden görücü usulü vardı. Önce anne-baba beğenir, oğluna uygun buldukları kızı isterlerdi. Günümüzde Kız-oğlan birbirlerini beğenip anlaşırlarsa oğlan kızın ailesine, babasını istemeğe gönderir. Kız tarafına haber verilir, hayırlı bir iş için geleceğiz diye. Bu genellikle mübarek Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece olur. Kız babasından “Allahın Emri, peygamberimizin kavliyle” istenir. Kız tarafı, düşünelim, nasipse olur, der. Bir hafta mühlet ister. Bir hafta sonra aynı gece gidilir ve söz alınır. Arlarında kararlaştırılıp, bir gün tayin edilir, beraber Aydın pazarına alışverişe çıkılır. Kıza nişanlık elbiseler, iç çamaşırları ve kızın annesine babasına varsa kardeşlerine gömlek, çorap, mendil ve giyecek eşyaları alınır. Ayrıca kuyumcudan altın yüzükler, takı altınları alınır. Konuşulan altınların bir kısmı alınır. Kalanlar düğün takısına bırakılır. Oğlan tarafı kıza Asgari 5 adet beşibiryerde, 10 adet Adana burması, 2 metre köstek ve altın gerdanlık almak zorundadır. Oğlan evinin durumuna göre üst sınır yoktur. Geleneğimizdeki takı altının amacını açıklamak istiyorum. Oğlanın sanatı yoktur, baba mesleği çiftçidir. Yapılan altınlar bir nevi sermayedir. Düğün sonrası, altınlar bozdurulup, incir veya zeytin bahçesi alınır. Tapu genellikle kızın üstüne yapılır.

Alış-veriş dönüşü oğlan evi tarafından alınan giysiler ve eşyalar tepsilerle kız evine gönderilir. Bu eşyalar büyük sinilere dizilerek, oğlan evinin akrabaları, genç kızlar tarafından, kız evine görkemli bir şekilde sıra sıra yürüyerek, başlarında ya da ellerinde tepsileri taşırlar. Sini sayısı 50-60 adedi bulur. Burada işin gösterişi önemlidir.

Oğlan evinden gelen bütün giyecek malzemeleri evin duvarına çarşaflar üstüne, asılarak sergilenir. Köy kadınları bir hafta boyunca ziyarete gelir ve alınan eşyalar üzerinde az-çok, iyi-kötü diye dedikodu yaparlar.

Eskiden tepsilerin gönderildiği akşam, kıza nişan yüzükleri takılırdı. Şimdilerde köyün düğün salonunda Cumartesi akşamı çalgılı balo yapılıyor ve nişan yüzükleri takılıyor. Arkasından takı merasimi yapılır. Gece boyunca çalınır oynanır, dans edilir.

Şimdi sıra kız tarafındadır. Oğlana takım elbise, spor elbise, gömlek, kravat, kemer, iç çamaşırı ve ayakkabı alınır. Oğlanın annesi, babası kardeşleri ve tüm yakın akrabalarına gömlek, çorap, mendil. Penye giysiler alınır. Her biri ayrı ayrı sinilere dizilerek oğlan evine aynı şekilde yollanır. Bir tepsi içine “yavuklu çiçeği” denilen, çeketin süs mendil cebine konan, köy çiçeklerinden hazırlanmış küçük demetler hazırlanır. Esas hazırlık yiyeceklerdir. Bazıları kızarmış kuzu veya oğlak, pirinçle doldurup gönderir. Ya da 10-15 bütün piliç kızartılıp tepsilere konur, ayrıca 10 kğ pirinç pilavı,  Peynirli börek ve dana etli pilav hazırlanır. Tatlı olarak, yöremizin meşhur tatlısı zerde ayrı ayrı tabaklara hazırlanır. Ayrıca baklava, kalbura-bastı ve kadayıf konur. (Ek galerimde görüntülerini ayrıca vereceğim.)

Tüm hazırlanan giyecek ve yiyecekler kız tarafının yakın akrabaları tarafından, tepsilerle ve sinilerde taşınarak konvoy halinde oğlan tarafına götürülür. Aynı gün akşamı oğlan tarafının yakın akrabaları ve oğlanın arkadaşları yemeye davet edilir, afiyetle yenir. Oğlan anası yaka çiçeklerinden dağıtır, çiçek alanlar (mübarek olsun) der.

Artık nişan, her iki taraflı yapılmıştır. Düğün beklenir. Düğün, iki tarafın hazır oldukları, karalaştırdıkları bir tarihte yapılır. Bu süre bir veya üç yıl sürebilir. Oğlan tarafı mutlaka kendilerine yeni bir gelin evi yapmak zorundadır. Ev asgari 2 oda, salon, mutfak, tuvalet, banyo olmak gerekir. Şimdilerde yapılan evler şehir evlerine aratmaz. 40-50 yıl önce baba evinin bitişiğinde tek bir yatak odası hazırlanırdı.(gusül hanesi içinde)  O günler geride kaldı. Ayrıca kıza takı altınlarının da hazırlanması bu sürede şarttır.

Düğün gününe kadar, Bayramlarda, yılbaşında, sevgililer günü gibi diğer önemli günlerde her iki taraf birbirlerine karşılıklı hediyeler alırlar ve gönderirler. Oğlan evine kızarmış piliç yemekler yollanır. Bilhassa bayramlarda oğlana “yavuklu çiçeği” göndermek çok önemlidir. Çiçekler çok güzel kokması için, üzerine esans sürülür.

Aydın, Dağyeni köyünde, nişan yapılmış, sıra düğündedir.

Bundan sonraki bir blog yazımda düğünlerden bahsetmek istiyorum.

Her gününüz, düğün günü gibi olması dileklerimle…

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Kaynak: http://blog.milliyet.com.tr/aydin-dagyeni-koyu-nde-yuzyillardir-suregelen-nisan-gelenegi-/Blog/?BlogNo=413126

Türk Kültüründe Evlenme ve Evlenme Gelenekleri

29 Aug

Aile birliğinin kurulması olan evlenme tüm toplumlarda olduğu gibi Türk toplumunda da her zaman önemli sosyal olaylardan biri olarak görülmüş ve benimsenmiştir.

Türk kültüründe; masallarda, halk hikayelerinde ve atasözlerinde evlenme, mutluluğun en üst göstergesi olarak kabul edilmiş ve murada erme olarak tanımlanmıştır.

Türklerde evlenme ve yuva kurma, karşılıklı fedakarlık gerektiren bir durumdur. Bunun için eşler üzüntüde ve sevinçte birlikte olmak, iyi günlerini bölüşmek, kötü ve zor günlere birlikte katlanmak yani bir yaşlıkla kocamak için evlenirler.

Türk kültürü, evlenme gelenekleri ve törenleri açısından oldukça zengin bir tarihi mirasa sahiptir. Yöresel çeşitlilik gösteren bu geleneklerin yerine getirilmesine büyük özen gösterilir. Böylece yaşamın bu önemli olayı, geleneklerin belirlendiği çerçeve içinde, toplumun olunandan geçilerek değerler sistemiyle bir uygunluk sağlanmış olur.

Nikâhsız birlikte yaşam, günümüzde bile kabul edilebilir bir durum olarak görülmemektedir. Evlenme törenlerinin niteliği ve boyutları ne olursa olsun önemli olan ailenin meşru yoldan kurulmasıdır.

Ülkemizde evlenme ile ilgili gelenekler ve törenler, yöresel ayrıcalıklar göstermekle birlikte yine de ana çizgileri bakımından benzer özelliklere sahiptir.

Geleneksel uygulamaların bir bölümü, değişen toplum ve ekonomik koşullara paralel olarak terkedilse bile yine de önemli bir bölümü günümüzde de yaşatılmaya çalışılmaktadır.

Ailelerin ekonomik durumu, toplumsal kökeni, eğitim düzeyi ve yaşadığı yere göre evlilikle ilgili geleneklerin uygulanma şekli de farklılık göstermektedir.

Geleneklerin en yüksek etki gücü, evlenme şekilleri ve evlenme sürecini oluşturan aşamalarda görülmektedir.

Evlenme Şekilleri

Tarih boyunca kültürel değerlerle şekillenmiş, günümüzde de hâlâ örneklerine rastladığımız çeşitli evlenme şekilleri bulunmaktadır. Bu evlenme şekillerinden başlıcaları şunlardır:

Görücü Usulü Evlenme

Bu uygulama, evlenme çağına gelmiş erkeğin evleneceği eşi ailesinin seçmesi, beğenmesi anlamına gelir. Bu görev özellikle erkeğin annesine verilmiştir.

Görücülük, annenin yakın çevreden başlayarak uygun bir gelin adayı arama çabasıdır. Bu çabaya akraba ve komşular da katılır. Görücülük (kız bakma) kadınların işidir.

Evlilik çağında kızı olan ailelere yapılan ev ziyaretleri sonucu uygun gelin adayı belirlenir. Bu tip evliliklerde seçme hakkı büyük ölçüde erkeğin annesine aittir. O nedenle ölçütleri de o belirler.

Geleneksel değerlerine sıkı sıkıya bağlı olarak yaşayan ailelerde ve tanışarak, anlaşarak evlenmeye uygun olmayan çevrelerde, bugün bile uygulanan bir evlenme şeklidir.

Kız Kaçırma Yolu İle Evlenme

Türk kültüründe en eski evlenme geleneklerinden biridir. Özellikle Altay ve Yakut Türklerinde evlenme kız kaçırma yoluyla yapılıyor ve ancak böyle olduğunda geçerli sayılıyordu. Günümüze kadar yaşatılan bu gelenek, daha çok kırsal ailelerde yaygın olarak görülmekte gecekondu ailelerde de bu yolla yapılmış evliliklerin olduğu bilinmektedir.

Kız kaçırma, nedenleri, şekilleri ve sonuçlarına göre değişik adlarla sınıflandırılmaktadır. Genel anlamda kız kaçırmayı ikiye ayırabiliriz.

Zorla kaçırma: Bir kızın ya da kadının kendi istek ve onayı olmadan bir erkek tarafından zorla ya da hile ile kaçırılmasıdır. Kaçırılan kızın ve ailesinin rızası dışında bir durum olduğu için emniyet güçleri ve mahkemeler devreye girer. Kaçıran kişi bu davranışından dolayı cezalandırılır.

Anlaşarak kaçma: Birbirini seven ve evlenmek isteyen gençlerin, evlenmelerini engelleyebilecek durumlardan kurtulmak amacıyla seçtikleri bir yoldur. Kaçtığı tarihte kızın yaşının küçük olması ve ailenin savcılığa başvurarak şikayetçi olması durumunda erkeğin cezalandırılması söz konusudur. Kaçarak evlenmelerin önde gelen iki nedeni vardır:

- Erkeğin ekonomik gücünün yetersizliği nedeniyle evlenme törenlerine ilişkin yapılacak harcamalardan ya da kız babasının talep ettiği başlık parasından kaçış.

- Ailelerden birinin ya da her iki tarafın da bu evliliğe karşı çıkması hatta engel olmaya çalışması.

Sonu evlilikle sonuçlanmış olsa bile aileler arasındaki kırgınlıklar kimi zaman uzun yıllar sürmekte bu durum evlenen gençlerin mutluluğuna da engel olmaktadır. Kısacası çağdaş ve barışçı bir evlenme şekli değildir.

Beşik Kertme Evliliği

Geçmişi çok eskilere dayanan bir gelenek ve evlenme biçimidir. Birbiriyle iyi anlaşan iki dost aile bu dostluğu akrabalığa dönüştürmek amacıyla, çocuklarına henüz beşikteyken söz keser ve nişan yapar. Yalnızca ailelerin arzusuyla yıllar sonrasına ait verilen bu karar ileride büyük sorunların yaşanmasına neden olabilmektedir. Çocuklar bu karara karşı geldiklerinde ailelerin arası açılmakta, zorunlu olarak karara uyup evlendiklerinde ise mutsuz olmaktadırlar.

Berder Evliliği

İki ailenin karşılıklı olarak kız alıp kız vermesi şeklinde gerçekleşen bir uygulamadır. Amaç, büyük ölçüde başlık sorununu ortadan kaldırmak kızlarına iyi davranılmasını sağlamaktır. Her iki evlilikte de mutluluk söz konusu olduğunda sorun yoktur. Ancak yakın akrabalık ilişkileri içinde evliliklerin birbirini etkileyeceği düşünüldüğünde oldukça riskli bir uygulama olduğu ortadadır.

Taygeldi Evlilik

Dul bir kadının eski eşinden olan çocuklarını da alarak dul bir erkekle ya da dul bir erkeğin önceki eşinden olan çocuklarını alarak dul bir kadınla evlenmesidir.

Kadın veya erkeğin beraberinde getirdiği çocuklar taygeldi olarak adlandırılır.

Levirat-Sororat Evlilik

Levirat; dul kadının, ölmüş olan kocasının erkek kardeşi ile evliliğidir. Ölen kardeşin geride kalan eşi ve çocuklarını koruma, aile bütünlüğünün bozulmasını (inleme, bu evliliklerde başlıca amaçtır. Bu evlilik, evliliği yapanların istek ve arzusu olmaksızın ailenin verdiği karar ile gerçekleşmektedir.

Evlenecek olan her iki taraf için de oldukça zor bir durumdur. Daha önceki rollere göre kurulmuş ilişkiler düzeninde köklü bir değişiklik yaratır. Yıllardır kayınbiraderi olan birini eşi olarak görmek ve kabullenmek kadın için hiç kolay değildir. Aynı zorluk erkek için de söz konusudur.

Sororat; ise karısı ölen erkeğin baldızı ile evlenmesidir. Ölen kadının çocuklarına en iyi anneliği yapacak olan teyzedir düşüncesi, bu evliliğin temel noktasıdır. Ayrıca aileler arasında daha önce kurulmuş olan akrabalık ilişkilerinin de devamının sağlanması amaçlanır. Bu evlilik türünde de Levirat da olduğu gibi rol değişiminin zorlukları yaşanır. Evlenme kararı büyük ölçüde aile büyüklerine aittir.

Yakın Akraba Evliliği

Ülkemizde oldukça yaygın bir evlenme geleneğidir. Özellikle kırsal kesimde ve köyden kente göçmüş ailelerde akraba evlilikleri oranı hayli yüksektir. Bu evlenme şeklinde, aralarında evlilik bağı kurulması uygun görülen, hala, dayı, amca, teyze çocuklarıdır. Yani kuzenler arasında evliliktir. Akraba evliliği sakıncalarına rağmen kültürel ve ekonomik nedenlerle günümüze kadar yaşatılmış bir gelenektir.

Örneklerle de görüldüğü gibi geleneksel evlenme şekilleri evlenecek bireylere bağımsız karar verme ve seçme hakkı tanımamaktadır.

Duyguları hiçe sayan ve karar yetkisini aileye tanıyan bu geleneksel uygulamaların büyük bir kısmı görülen sakıncaları nedeniyle terk edilmiştir. Özellikle yeni nesil gençler bu gelenekleri reddedici bir tutum ve tavır sergilemektedir. Günümüz koşullarında tanışıp anlaşarak evlenme yeni kuşaklar tarafından benimsenen ve yaygınlaşan bir evlenme şekli olup bu tür evliliklerin sayıları her geçen gün artmaktadır.

Zengin Gelenekleriyle Evlenme Süreci

Evlenme süreci birbirini izleyen aşamalardan oluşur. Bu süreçte yöresel farklılıklar gösteren pek çok gelenek ve bu geleneklerle şekillenmiş törenler yer almaktadır.

Evlilik gelenekleri ve törenleri özde benzer olmakla birlikte kültürel motifler açısından çeşitlilik göstermektedir. Bu durum Türk kültürünün zenginliğinden kaynaklanmaktadır.

Geleneksel evlenme sürecini oluşturan temel aşamalar sırasıyla şunlardır:
– Gelin Adayını Belirleme: Geleneksel evlenme süreci, evlenme çağına gelmiş oğlu olan ailelerin değerlerine uygun bir gelin adayı araştırma çabalarıyla başlar. Geleneklerimiz evlenme girişiminde erkek ve erkeğin ailesini aktif kılmıştır.

Gelin adayını araştırma işi, başta annesi olmak üzere erkeğin yakınları tarafından yapılır.

Yapılan ev ziyaretleri sonucunda uygun bir gelin adayı olduğu düşünülen kız ve ailesi hakkında bilgi toplanır. Değişik kaynaklardan ailenin soyu, geçmişi, ilişkileri araştırılır. Uygun olduğuna karar verildiğinde sıra kızı ailesinden istemeye gelir.

Kız İsteme: Bu aşamada geleneksel aile yapısının gereği olarak ailelerin erkekleri devreye girer. Kırsal kesimde oğlanın babası, yakın akrabaları ile köyün hatırı sayılır erkekleri, kız istemenin formalitelerini yerine getirmek üzere kız evine giderler. Allah’ın emri Peygamberin kavli ile kız babasından istenir. Kızın babasının hemen evet demesi alışılmış bir durum değildir. Ancak görüşmenin niteliği kız tarafının düşüncesi hakkında az çok fikir verir. Yapılan bir sonraki ziyarette cevap açıklık kazanır. Kız tarafının beklentileri ve öne sürdüğü şartlar dile getirilir.

Geleneksel yapının değişmeye uğradığı yörelerde kız isteme işi oğlan tarafının kız tarafına yaptığı bir ziyaretle dile getirilmekte çoğu zaman bu ziyarete damat adayı da katılmaktadır.

Söz Kesme: Kız isteme aşamasından sonra sıra söz kesmeye gelir. Söz kesmede evlilik kararı ve onayı sözle pekiştirilir. Verilen bu sözle evlilik kararı resmiyet ve ciddiyet kazanır. Sürecin daha sonraki aşamalarına ilişkin ayrıntılar konuşulur. Kimi zaman evlilik yüzüğünden daha ince bir yüzükle bu söz somutlaştırılır. Gençler o andan itibaren birbirinin sözlüsü olarak anılır.

Nişan: Söz kesmeden sonra sıra nişana gelir. Nişan töreni genellikle kızın ailesi tarafından düzenlenir. Ailenin sosyoekonomik durumuna bağlı olarak nişanlanma, aile arasında sade bir törenle ya da davetlilerin de çağrıldığı özel salonlarda müzikli ve eğlenceli bir ortamda gerçekleştirilebilir. Nişanlılık dönemi çeyizlerin tamamlandığı ev eşyalarının satın alındığı yoğun bir hazırlık dönemidir.

Çeyiz Serme: Hazırlanan çeyizler nikâhtan önce sergilenerek akraba ve komşuların görmesi sağlanır. Hazırlığı yıllar süren bu el emeği ürünlerin başkaları tarafından görülüp beğenilmesi mutluluk verir.

Ayrıca bu sergileme, dost ve akrabaların, eksikleri görüp alacakları armağanları belirlemelerine de yardımcı olur.

Nikâh: Evliliği asıl meşru kılan nikâh törenidir. Nikâh evliliğin ilanı olup birlikteliğin yasal yönden tanınmasını sağlar. Yasalarımız, devletin bu işle görevlendirdiği yetkili bir memur tarafından şahitler huzurunda ve usulüne uygun olarak kıyılan nikâhı evlilik için geçerli saymaktadır. Ancak aileler resmi nikâhtan sonra dini nikâhın yapılmasını da arzulamakta, bazı yörelerde ise bu mutlak olarak görülmektedir. Böylelikle eşlerin yasal ve kutsal bir bağla birbirlerine bağlandıkları kabul edilir. Nikah töreni ile birlikte evlilik bağı kurulmuş olur.

Kına Gecesi: Geleneklerimizde en yaygın evlilik geleneklerinden biri de kına gecesidir. Düğünden önce yapılan bu tören kız evinde gerçekleştirilir. Törene akrabalar, komşular ve kızın arkadaşları çağrılır. Maniler ve türkülerle kızın eline kına yakılır. Kına gecesinin hem hüzünlü hem de neşeli bir havası vardır. Bazı yörelerde, benzer bir tören oğlan tarafında da yapılmaktadır. Erkeğin evinde yapılan bu törene yalnızca erkek davetliler katılır.

Düğün: Evlenme törenlerinin en görkemli ve en kapsamlı olanı düğün törenidir.

Düğün töreninin organizasyonu ve finansmanından büyük ölçüde oğlan tarafı sorumludur. Bu törende geleneksel gelin giysisi o yöreye has kültürel özellikler taşıyan, kumaşı modeli ve süslemeleri ile diğer giysilerden farklı özel bir tasarımdır. Günümüzde bu gelin giysilerinin yerine gelinlik adı verilen beyaz renkte giysiler tercih edilmektedir.

Düğün hazırlıkları günler öncesinden başlar. Dost ve akrabalar bu hazırlıklara gönüllü olarak katılır. Misafirlere sunulmak üzere yöresel yemekler hazırlanır.

Düğün, evlenme törenlerinin en coşkulu ve en eğlenceli bölümüdür. Düğünlerin geleneksel enstrümanları olan davul ve zurna eşliğinde yörenin halk oyunları oynanır. Türküler, maniler söylenir.

Köyde düğün yalnızca ailelerin değil köyün düğünüdür. Düğün köy için sosyal bir olaydır. Büyük kentlerde ise düğün, düğün sahiplerinin yakın dost ve akrabaları ile sınırlıdır.

Gelin Alma: Düğün töreninin sona ermesinden sonra özel giysiler içinde olan gelin, baba evinden dualarla alınarak, özel olarak süslenmiş atla ya da arabayla yeni evine doğru yola çıkar. Gelin alma törenleri hüzün ve sevincin bir arada yaşandığı özel anlardır.

Gelin ve damadın yanı sıra yakın akraba ve arkadaşlarının yer aldığı bu gruba gelin cilayı ya da düğün alayı denilir. Yol boyunca gelin alayının önünü kesenlere bahşişler dağıtılır.

Düğün boyunca en önemli görevleri üstlenen kişiler sağdıçlar ve yengelerdir. Sağdıç düğün süresince damadın yanında olan ona yol gösteren kişidir. Sağdıçla damat arasındaki bu yakın ilişki bir tür akrabalık bağı olarak tanımlanır ve ömür boyu sürer. Yenge ise düğünde gelinin yanında olan onu bilgilendiren yönlendiren kişidir.

Gerdek veya Zifaf Gecesi: Evlilik töreninin son aşamasını oluşturur. Gelinle damadın cinsel birlikteliği yaşadıkları bu ilk geceye gerdek gecesi zifaf gecesi denir. Bu gece hem evlenen gençler hem de ailesi için önemlidir. Bu gecenin başarısı erkek için cinsel gücün, kadın için ise bakireliğin kanıtlanması olarak algılanır. Bu gecenin beklentilere uygun geçmesi sonucu kutlamalar yapılır. Bu gecenin ardından çiftin her yönüyle karı-koca oldukları kabul edilir.

Buraya kadar ki açıklamalar bize evliliğin Türk toplumunda ne denli önemli görüldüğünü, bireysel olmaktan çıkıp nasıl sosyal bir olay niteliği kazandığını ortaya koymaktadır. Tüm bunlar ailenin önemine verilen değerle eş değer olarak düşünülmelidir. Ancak gözden kaçırılmaması gereken nokta, evlenme sürecindeki aşamaların niteliğinin, kültürel değerlerin yanı sıra maddi olanaklarla da ilişkili olduğudur. Buna bağlı olarak yöresel farklılıkların yanı sıra, aynı yörede farklı uygulamaların olması da doğal bir sonuçtur.

Kaynak: http://notoku.com/turk-kulturunde-evlenmenin-onemi-ve-evlenme-gelenekleri/#ixzz2dL2Ch2bI
NotOku.com’a teşekkürler.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.