Evlenme Adetleri / Düğün Toplantıları / Düğün Toyları

29 Aug
 

EVLENME ADETLERİ

Meltem Emine SANTUR

 

Birleşmiş Milletler Nüfus Komisyonu’na göre “Erkek ve kadının kanuni birleşmesinden doğan müesseseye evlilik” denir. (SERPER. S. 149)

Evlilik insan gruplarının yaşantıları boyunca uyguladıkları ve geliştirdikleri sosyal öğelerle yüklü bir kavramdır. Kültürler arası farklılık göstermesi sosyal öğelerin değişik kültürler içinde oluşması ve farklı değer yargılarıyla yüklü olmasıyla açıklanabilir. Toplumlar kimin kiminle, kaç eşle ve hangi koşullar altında evlenebileceğine dair bir takım kurallar yaratmışlardır. Çok değişik uygulamalar olmakla beraber evlilik, esas itibariyle toplum tarafından onanan kadın ve erkek ya da kadınlar ve erkekler arasında yaratılan bir ilişki türünü karakterize etmektedir. İlişkinin belirli kalıplar içinde gerçekleşmesi de evliliğin sosyal bir kurum olarak ele alınıp incelenmesine olanak vermektedir. Aile birliği sürekliliğini evlilik kurumuyla sağlar. Başka bir deyişle evlenme olgusu aileyi oluşturan toplumsal ilişkileri belirli kalıplar içine yerleştiren bir sözleşmedir…

Anadolu’nun her tarafında evlenmenin yapılabilmesi için, bu olay öncesi bir takım hazırlık ve aşamaların birbiri arkasına yapılması ve izlenmesi gerekir. Bu nedenle halk (ister köy-geleneksel topluluklarında olsun, ister şehir ve kasabaların geleneksel sınıflarında olsun) bu aşamaları işaretleyen bir takım kaideleri (görenekleri) ve seremonileri uygulamak zorundadır. Evlenme ile ilgili göreneklerin çoğu söz konusu toplumlarda, kuşaktan kuşağa geçmiş binaenaleyh gelenekleşmiş olup, bunların yanı sıra yapıla gelmekte olan seremoniler de birtakım inançlar ve pratiklerden ibarettir. Ancak çok eski zamandan beri uygulanan ve bugün artık Türkiye Türk topluluğunun malı, kültürünün bir parçası haline gelmiş olan “Evlenme görenekleri ve seremonileri”nin batılılaşma süresi sonunda gittikçe değişmekte oldukları da bir gerçektir. Söz konusu görenekler ve seremoniler sıra ile ilkten sona doğru ana hatları şu aşamalara göre uygulanır: Evlenme arzusunu belirtme, evlenme çağı, görücü gezmek (dünürcülük), söz kesimi, başlık, nişan, evlenme ve düğün. (ERDENTUĞ. S.213)

 

Evlenme İsteğini Belirtme :

Önceki yıllarda, kız ve erkeğin aile içinde evlenme isteklerini açıkça belli etmeleri imkansızdı. Kız ve erkeklerin eşlerini seçme hakkı, ancak anne – baba ve akrabalara tanınan haktı. Günümüzde ise artık çoğunlukla gençler evlenmek istedikleri kişileri kendileri seçme hakkına sahiptir.

 

Evlilik Çağı ve Yaşı :

Geleneksel kesimde kızın ve erkeğin evlenme çağına geldiklerini belirleyen bir takım ölçütler vardır. Bunların başında buluğa erme gelir. Ülkemizde buluğ  çağı 10-14 yaşları arasında başlar. Gerek kızda, gerek erkekte görülen bir takım biyolojik ve fizyolojik gelişmeler buluğ çağının belirtileridir. Annelik ve babalık için gerekli olan bu gelişmeler, onların biyolojik ve sosyo-kültürel kişiliklerini geliştiren önemli belirtilerdir. Bu belirtilerle kişisel sorumluluklar da başlar. Kızlar bu aşamada üyesi bulundukları ailenin ekonomik, toplumsal ve kültürel etkinliklerine katılırlar. Aynı durum erkek çocukları için de söz konusudur.

Erkek çocuk da, aile içerisinde, gerek cinsinin, gerekse yaşının gerektirdiği etkinliklere katılarak, geleneklerinin öngördüğü tavrını almaya çalışır.

Kızın ergin yaşa girmesi; ev işlerine katılması, aile ve grup içerisinde genç kızlık çağının gerektirdiği role bürünmesi ve karşı cinsle ilgilenmesiyle evlenecek duruma geldiğini göstermektedir. Erkek çocuğunsa, aynı biçimde toplumsal rolüne bürünmesi, evin ekonomisine katkıda bulunması, askerliğini yapması ve iş sahibi olması, evlenmesi için gerekli ve geçerli sayılan ölçütlerdir.

Öte yandan evlenme işinde bir de “sıra gözetimi” vardır. Bu konuda ağabeylerin ve ablaların daha önce evlenmelerine dikkat edilir. Ancak küçük kızın evlendirilmesinde, büyük kızın ya da kızların henüz evlenmemiş olmaları önemli bir engel sayılmamaktadır.  Özellikle son yıllarda bu gibi durumlarda ağabey ve ablalardan izin istenmekte, evlilik ondan sonra gerçekleştirilmektedir.

 Kırsal alanda evlenme, kentlere bakarak daha erken yaşlarda olmaktadır. Kimi yörelerde evlenmenin gerçekleşmesi için erkeğin askere gitmeden önce, kimi yerlerde de askerden dönmüş olması şartı aranmaktadır. Genellikle kızlarla erkeklerin evlenme yaşları birbirine yakın olmaktadır.

İster kırsal, ister kentsel kesimde olsun, evlenme yaşını ve zamanını ekonomik etmenlerin, kimi sosyal olayların, göçlerin, ölümlerin belirlediğini de söylemek gerekir. Evlenme girişiminde bulunmada toplum kıza ve erkeğe aynı hakkı tanımamıştır. Başka bir söyleyişle erkek ve erkek ailesi bu konuda aktif bir durumdayken, kız ve kız ailesi pasif bir durumdadır. Girişim, genellikle erkekten ve erkek ailesinden gelir.

 

Elenme Aşamaları

1- Görücülük, Dünürcülük / Kız Bakma, Kız İsteme

İlk aşama olan görücülük, kız bakma, kız arama, kız beğenmeyi ifade eder. Kentlerde daha çok tanışıp anlaşarak evlenme yaygınken, geleneksel kesimde görücülük daha yaygındır.

Oğullarını evlendirmek isteyen aileler, ilkin akrabalarından, komşularından, yakın çevrelerinden başlayarak kız aramaya çıkarlar. Bu konuda kendilerine komşuları ve tanıdıkları da yardımcı olurlar.Evlenecek delikanlıya kız aramak, kız bakmak için baş vurulan bu adete “görücülük”, “görücüye çıkma” gibi adlar verilir.

Erkeğin aile üyeleri akraba ve komşularından seçilen birkaç kadının, beğenilen kızın evine ziyarete gitmeleri, kızı görmeleri, onu incelemeleri ve niyetlerini açığa vurmaları, görücülüğün kız bakma aşamasını oluşturur. Bu tür evlenmede eşlerden çok, onların yakınlarının beğenisi, isteği ve girişimi söz konusudur. Kuşkusuz erkek de bu tercihi genellikle onaylar. (TEZCAN S.37)

Kız görmeye genellikle habersiz gidilir. Son zamanlarda aracı olarak adlandırılan kişiler kız evinin ağzını aradığı için kız evi aslında haberdardır. Kızın davranışlarına bakılarak istekli olup olmadığı anlaşılır. Kızın ikramda bulunması, yanlarında oturması isteyip istemediğinin belirtisidir.

Kız evinden olumsuz cevap alınacağı sezilirse başka adaylar üzerinde durulur. Görücüye çıkma, kız bakma Türkiye’nin değişik bölgelerinde kimi ayrıcalıklar ve yöresel özellikler göstermekle birlikte yine de bu usul ana çizgileri bakımından aynıdır.

Ancak kesin karara varmadan önce gerek oğlan, gerekse kız ailesi adaylar hakkında bilgi toplamaya çalışırlar. Elde edilen bilgilerin değerlendirilmesi kız için işgüzar, namuslu, terbiyeli, evine ve törelerine bağlı olup olmadığı; oğlan içinse kötü alışkanlıklarının bulunup, bulunmadığını, işine, mesleğine bağlılığı noktalarında toplanmaktadır. Kız ve oğlan evlerinin karşılıklı olarak bir değerlendirmeye varmaları sonucunda, kız istemeye, yani dünürcülük aşamasına geçilir. (ÖRNEK S:191)

Dünürcülük beğenilen kızın istenilmeye gidilmesidir. Dünürcülük genellikle erkeklerin de katılımıyla gerçekleştirilir. Dünürcü olarak kız evine sözü geçen kişiler de bulundurulur. İlk gidişte oğlan evinin bir büyüğü “Allah’ın emri, Peygamberin kavliyle kızınızı oğlumuza istiyoruz” diyerek niyetlerini belli eder. Kız evinden bir büyüğün “Allah yazdıysa olur” şeklindeki ifadesi kızın verileceği şeklinde yorumlanır. Genellikle ilk istenişte kız verilmez. “Kız evi naz evi”dir.  Bu arada kız evinde erkek tarafının getirdiği şeker, lokum, çikolata gibi yiyecekler (şirinlik, ağız tadı vs.) yenilir. Bazı yörelerimizde Kur’an  da okunur.

 

2- Söz Kesme

Söz kesimi dünürcülük yani kız isteme aşamasından sonra gelmektedir. Dünürcülük yoluyla anlaşan ailelerin, bu anlaşmalarına daha geniş bir çağrılı huzurunda yine sözle iyice pekiştirmelerine “söz kesimi” ya da “söz kesme”, “kız bitti” denmektedir. Söz kesiminde başlık ve hediyeler de konuşulur, söze bağlanır. Söz kesmeye bazı yörelerde küçük nişan adı da verilmektedir. Kızın verilmesi kesinleştikten sonra oğlan evinden getirilen bir baş örtü ile yüzük kıza takılır. Kızın başı bağlanmış, sözü kesilmiş, etrafa böylece duyurulmuş olur. Bugün oğlan evinin getirdiği lokum, bisküvi dağıtılır, şerbet içilir.

 

3- Nişan

Söz kesiminden sonra gelen aşama “nişan”dır. Buna büyük nişan adı da verilmektedir. Nişan töreni genellikle kız evi tarafından düzenlenir. Ancak masraflar oğlan evine aittir. Nişan öncesinde kız ve birkaç yakını nişan alış verişine götürülür. Burada kıza ve akrabalarına nişan için giyecek alınır. Kız evi de oğlana ve yakınlarına giyecek alır. Kıza alınanlar “nişan bohçası” içerisine konularak kız evine gönderilir. Damada da nişan bohçası hazırlandığı olur.

Nişana tüm köy davet edilir. Davet işine oku adı verilir. Geleneksel kesimde oku işi köylüye şeker, mendil, havlu dağıtılarak veya sadece ağızla söylenmek suretiyle gerçekleştirilir. Yakın akrabalara ve hatırı sayılır davetlilere ise elbiselik kumaş dağıtılır. Buna top adı verilip, alış veriş sırasında oğlan evine aldırılır. Alınan okunun karşılığı nişana götürülür. Bazı yörelerimizde nişan yemekli yapılmakta, bazılarında ise lokum, bisküvi yeterli gelmektedir. Yemekli yapılan nişanlarda oğlan evi kız evine “kına davarı” adı altında bir hayvan alıp, kesecek olan kişi ile birlikte kız evine gönderir.

Genellikle oğlan evinde toplanan davetliler topluca kız evine giderler. “Nişan elbisesini giyen kıza kayınvalidesi ile oğlanın yakınları tarafından “takı” denilen ziynet eşyası takılır. Özellikle kasaba ve kentlerde, daha önceden yaptırılmış ya da hazır olarak satın alınmış olan yüzükler, bir büyük tarafından bu tür törenlerde adet olduğu üzere kalıplaşmış söz ve dileklerle adayların sağ ellerinin nişan parmaklarına takılır…Geleneksel kesimde nişan töreni, erkeklerin ve kadınların ayrı yerlerde oturdukları bir evde yapılır. Yüzükler takıldıktan sonra gelin ve damat orada bulunanların elini öper. Varlıklı ve kültür değişmelerine açık kasabaların nişan töreni için gazino kiraladıkları, nişanı tantanalı ve kaç-göç adetine uymadan kutladıkları da bilinmektedir. Kentlerde ise, bu tören daha özgür biçimde “kaç-göç”e önem verilmeksizin, kadın erkek bir arada yapılmakta ve kutlanmaktadır.

Nişanlılık süresi ailelerin durumuna bağlıdır. Özel durumlara bağlı olarak bu süre uzayıp, kısalabilmektedir. Geleneksel kesimde önceleri nişanlıların birbirleri ile görüşmeleri engellenirken, günümüzde görüşme yakın akrabaların da bulunduğu bir ortamda sağlanmaktadır. Nişanlıdan ayrılan çiftlerin daha sonda köy içinden birisi ile evlenmesi zor olduğundan bu yöntem uygulanmaktaydı. Nişandan sonra bazı yörelerimizde “dini nikah” yapılmakta, bu durumda çiftler birbiri ile rahatlıkla görüşebilmektedir.

Oğlan evinin nişandan dönmesi durumunda kıza alınan takılar iade edilmemekte, tersi durumunda takıların iadesi söz konusu olmaktadır.

 Nişanla düğün arasına dini bayramların rastlaması durumunda oğlan evi kıza hediye almak durumundadır.

 

4- Düğün :

Nişan ve düğün arasında kızın çeyiz hazırlıkları tamamlanır. Annesi, akrabaları veya kızın kendisi tarafından hazırlanan çeyizler sandıklara konur. Kız çeyizi düğünden birkaç gün önce kızın arkadaşları tarafından yıkanır, kız evinde sergilenir. Kimi yörelerde çeyiz kız evinde sergilenmeyip oğlan evine yerleştirilir. Kızın çeyizinin kız evinden alınıp, oğlan evine götürülmesi sırasında sandık parası verilmesi, çeyiz alacaklara yemek verilmesi, oğlan evine serildikten sonra çeyiz altında eğlenceler düzenlenmesi, nazara karşı yapılanlar yörelere göre değişiklik göstermektedir. Çeyizin alınmasına algı, ayar, çeyiz götürme, çeyiz alma gibi isimler de verilmektedir. Bazı yörelerde çeyiz gelinle birlikte götürülmektedir.

Düğün aşamaları yörelere göre farklılık göstermektedir. Genellikle üç gün veya bir hafta süren düğünler eskiden Salı günü başlayıp Perşembe günü bitmekte iken, günümüzde Cuma günü başlayıp Pazar günü sona ermektedir.

Düğün tarihine kız ve oğlan aileleri ortaklaşa karar verirler. Düğünden önce de kız düğün alış-verişine götürülür. Eksik eşyaların tamamlanması, gelinliğin alınması, nikah genelde bugün halledilir. Resmi nikaha izinname adı da verilmektedir. Bu alış-verişte de her iki taraf birbirine hediyeler alır. Oğlan evi ayrıca düğün davetiyesi olarak top olarak adlandırılan kumaş alır. Bu kumaş kız evi tarafından kesilip davet amacıyla kullanılır.

Düğüne kız ve oğlan babası karar verirler. Genelde günsalık olarak da adlandırılan bu günde düğün hazırlıkları görüşülür.

“Düğün, evlenme dediğimiz geçit döneminin en belirgin özelliğidir. Yukarıda genel çizgileriyle değindiğimiz aşamaların amacı, düğünle dışarı vurulur. Onun için düğünün geleneksel değerlere ve kurallara uygun bir biçimde kutlanmasına çaba sarf edilir. Düğüne elden geldiğince çok kimse çağrılmak istenir…” (ÖRNEK S.196)

“Düğünün zamanı ve yeri, kimler arasında olduğu, düğün öncesi çıkarılan “okuyucu”lar tarafından bildirilir…geleneksel kesimin kırsal alanı çağrı işini okuyucular aracılığı ile duyurur. Bu işe “okuntu çıkarmak” da denir…Gelenekselliğin ağırlığını duyurduğu yerlerde tıpkı nişanda olduğu gibi, düğünde de kadınlar ve erkekler ayrı yerlerde oturarak törene katılır ve eğlenirler.” (ÖRNEK S.197)

 

1- Düğün Bayrağı

Düğün, oğlan evine bayrak asılması ile başlamaktadır. Cuma günü öğle nazından sonra camiden çıkanlar oğlan evine gelerek düğün bayrağı asarlar. Düğün bayrağı yörelere göre değişmekle birlikte genelde Türk bayrağı olmaktadır. Uzun bir sırık üzerine takılan bayrağın tepesine elma, soğan, ayna gibi eşyalar takılarak hazırlanmaktadır. Kimi yörelerde bayrağın yanında gelin ve damadı simgeleyen farklı renklerde kumaş da yer alır. Bayrağı köyün her tarafından görünecek şekilde evin uygun bir yerine genellikle çatıya asarlar. Dualar okunur veya gençler bayrak manileri okurlar. Bu işi yapan kişiye bayraktar denir. Bayrak asılırken dibine kan akıtmak amacıyla horoz kesilir, kilitlenmiş bir kilit takılır (Güveyin bağlanmasını önlemek amacıyla. Bu kilit gerdeğe girilirken açılır) Bugün oğlan evi tarafından bayrak yemeği adı altında yemek hazırlanır. Bazı yörelerimizde sağdıç evine de bayrak takılmaktadır.

 

2- Kına Gecesi

Kına geceleri ayrı bir önem ve özellik göstermektedir. Evlenecek olan kızın; ailesi, yakınları ve arkadaşları ile kadın kadına geçireceği bu son gece asıl düğün günü olarak da bilinen gelin alma gününden bir gün önceye rastlamaktadır.

Bugün, hüznün yoğun olarak yaşandığı bir gündür. Geleneksel yapının yoğun yaşadığı bölgelerde hala eski önemini korumaktadır. Büyük kentlerde ise artık ya yapılmamakta veya sadece eğlenceden ibaret bir gün olma niteliğini taşımaktadır. Şehir merkezlerinde kına geceleri asıl fonksiyonundan uzaklaşmaya başladı. Daha önceleri kızın evden ayrılışı, son vedalaşması biçimindeyken, günümüzde eğlenceye dönük, nikahla evleniliyorsa düğünün yerini alan bir eğlence durumuna geçti.

Bu geceye el kınasıhas kınasıgelini kınaya çekmekına düğünü kına basma, yaygın olarak da kına gecesi  gibi çeşitli adlar verilmektedir.

Kına yakmak eski İslam geleneklerindendir. Geleneksel toplumlarda kınanın eşleri birbirine sevgili yapmak amacı ile yakıldığı söylenmektedir. Kına aynı zamanda koruyucu özelliği ile karşımıza çıkmaktadır. Gelin ve davetlilerin ellerine yakılarak,  evliliğin bir anlamda kutlanıp kutsanması sağlanmaktadır.

Kına gecelerinde uygulanan adet ve uygulamalar esasta bir olmakla beraber, ayrıntılarda birtakım özellikler gösterir.

Kınaya davet, bazı yörelerde kuru kına, sakız, şeker dağıtılmak veya ağızdan söylemek suretiyle yapılmaktadır.

Geline yakılacak kına oğlan evi tarafından alınır. Çoğu zaman kız evine gün öncesinde çerezlerle birlikte gönderilir. Kimi zaman da  giderken götürülür. Özenle hazırlanan kına tepsisinde çerezler, tatlılar, kına çöreği veya kına helvası bulunur.

Kına gecesi olarak adlandırılan bu günden başka bazı yörelerimizde ana kınası olarak adlandırılan bir gün de vardır. Bugün  kızın annesi tarafından alınan kına kadınlar ve kızların toplanmasından sonra kızın başına yakılır. Bunabaş bozma, gelin baş kınası da denilmektedir.

Kına gecesi, kız evinde düzenlenir. Çağrılı kadınlar ve genç kızlar önce oğlan  evinde toplanırlar. Bunlara kınacıda denmektedir.

Kınacılar gelinceye kadar kız evinin yakınları çeşitli eğlenceler düzenlerler. Oğlan evinin gelmesiyle kız evi mahzunlaşır, eğlenme sırası oğlan evindedir.

Oğlan evinden gelenler kız evinde karşılanarak ağırlanır.

Oyunlar, eğlenceler bir süre devam ettikten sonra sına kınanın yakılmasına gelir.

Bazı yörelerde gelin kıyafetini değiştirir. Başına al duvak örtülerek kına için hazırlanır.

Gümüş veya bakır tas içerisinde başı bütün yani analı babalı, başından ayrılık geçmemiş bir kadın tarafından kına karılır. Kınanın içine bozuk para da konur. Bu hem bereket dileği, hem de kına yakan kişiye baht açıklığı sağlamak amacına yöneliktir.

Edirne ve Kırıkkale’de gerçekleştirilen kına sekiği denilen adet oldukça ilginçtir. Kına gezdirme anlamına gelen bu uygulamada hazırlanan kınaya iki tane mum dikilir. Bunlardan biri kız, diğeri erkek çocuğu simgeler. Amaç gelinin kızı ve oğlu olmasını sağlamaya yöneliktir. Kına tepsisi delikanlıların eline verilir. Gelinin bir koluna kız, diğer koluna yeni gelin girerek, kına tepsisi önde, gelin arkada olmak üzere üç kere meydanda dolaşılır.

Gelin kız hazırlandıktan sonra başına al pullu bir duvak örtülerek genç kızların söylemiş olduğu ilahiler eşliğinde ve içinde mumların yakıldığı kına tepsisi ile ortaya getirilir.

Kıbleye çevrilmiş yastığın çevresinde üç kere dönülerek kimi yörelerimizde üç kere yastığa oturup kaldırılarak oturtulur.

Gelinin kınasını yine başı bütün bir kadın ile bir genç kız yakar. Bu arada kız elini açmaz. Kaynana gelinin elinin ortasına altın veya para koyar. Gelinin ellerine, ayaklarına kına yakılır. Eskişehir’de gelin, iki kat yapılmış yastığın üzerine, kolları başının üzerinde çapraz yapacak şekilde oturur. Yengelerden birisi sağ eline ve sol ayağına, diğeri sol eline ve sağ ayağına olmak üzere kına yakar.

Kına yakan kişinin bir hata yapmaması gerekir. Kınanın yanlış yakılması o kişinin cezalandırılmasını gerektirir. Ceza olarak bir hayvan kesmek zorundadır.

Kına şekilleri de farklılık gösterir.

Sıvama elin bileğe kadar tamamen ve hiç boşluk bırakmadan  yakılmasıdır.  Yüksük yalnız parmak uçlarına,

Kuş gözü avuç içine tekerlek olarak yakılmasıdır.

İp kınasında da ele ip sarılır, kına öyle yakılır. İp olan yerler kına tutmaz ve değişik şekiller oluşturulur.

Gelinin el ve ayaklarına kına yakıldıktan sonra bağlanır.

Kına yakılırken gelin ve akrabaları ağlar. Gelin ağlamazsa hevesliymiş denilir. Bu arada baş övme, gelin okşama, yakım denilen kına türküleri söylenir.

 

Adana Tufanbeyli’den bir örnek:

 

Baba kinin bitti mi?

Kardeş ekmeğin arttı mı?

İşte koyup gidiyorum

El kızı keyfin yetti mi?

 

Bolu’dan bir örnek

 

Altın tas içine kına ezilsin

Sabah olsun güzel yüzün yazılsın

Görümceler etrafına dizilsin

Gelinim kınan kutlu olsun

Burada dirliğin tatlı olsun

 

Muğla’dan bir örnek:

 

Getirin gelini kına yakalım

Temizce arıca kına yakalım

Gelinin sözünü hep tutalım

A gelin a güzel kınan kutlu olsun

Güveyinin yanında sözün tatlı olsun

 

Hani bunun kaynanası

Kireç ocağında yanası

Kutlu olsun gelinin kınası

A kız a gelin kınan kutlu olsun

Orda da burada da dilin tatlı olsun

 

Yalnızlık, çile, gurbet, yeni yaşamın güçlükleri, üzüntü, sitem kına geceleri ile ilgili halk düşüncesinin türkülere yansıyan yönleridir. Bu türkülerle kadınlar açıklayamadıkları duygularını dile getirmektedirler.

Kına yakıldıktan sonra kalan kına orada bulunanlara dağıtılır. Çoğu kez kınanın içine de para konur. Dağıtım sırasında bu para kime çıkarsa darısının ona olacağına inanılır.

Kına yakıldıktan sonra genç kızlar Bilecik ve Edirne’de geline tavan öptürürler. Bu sırada nişanlısının ismini bağırarak söyletirler. Konya’da kız kına yakıldıktan sonra elinin izini ev kapısının üstüne bırakır. Kimi yörelerde herkes gittikten sonra gelinin el ve ayaklarına kına yakılır.

Kına yakıldıktan sonra kadınlar evlerine gider. Kızın yanında genç kızlar kalıp sabaha kadar gelini beklerler. Kendi aralarında eğlenirler, oğlan evinin göndermiş olduğu çerezleri yerler. Uyumamak gerekir. Uyuyanın yüzünün boyanması, yorgana dikilmesi verilen cezalardandır. Oğlan evinden kalan kişiye eziyet etmek de kızların başlıca eğlencesidir.

Kimi yörelerde kızın yanında kalan kızlar ellerine tencere, tava, kepçe vb. alıp gürültü çıkararak oğlan evine giderler. Oğlan evi bu kişilere tavuk verir. Bu uygulama tavuk çalma olarak adlandırılır.

Sabah kızlar erkenden kalkarak gelinin elindeki kınayı yıkarlar. Elinin ortasına konmuş olan para ya fakir bir çocuğa verilir veya güveye götürülüp bahşiş alınır. Güvey bu parayı cüzdanında taşır.

Çok yaygın olmamakla birlikte güveye de bazı yörelerimizde kına yakılmaktadır. Kız kınası kadar çok eğlenceli olmamakla birlikte bazen aynı gün, bazen de ertesi gün güveye sağdıç tarafından kına yakılmaktadır. Damada yakılan kınaya güvey kınası, büyük kına, darabul gecesi gibi adlar verilir.

Damada yakılacak kına kız evinde hazırlanır. Kızın kınasının bir kısmı tepsiye konarak mumlarla süslenir. Çalgı eşliğinde delikanlılar tarafından oğlan evine götürülür.

Ortaya getirilen damadın avuç içine veya serçe parmağına kına yakılır. Kına yakıldıktan sonra kız evinden gönderilen mendille damadın eli bağlanır. Bu arada da türkü söylenir.

Güveyi baban Bursa’ya vardı mı?

Bursa kınası aldı mı?

Oğlum yakınsın dedi mi?

Güveyi kınan kutlu olsun

Yarin ağzı tatlı olsun

 

Önünde mumlar yanası

Allah bir oğul veresi

Güvey kınan kutlu olsun

Yarin ile ağzın tatlı olsun

 

3- Asıl Düğün Günü

(Gelin Alma)

Gelin alma, gelinin baba ocağından alınıp oğlan evine götürülmesi sırasındaki uygulamaları içerir.

Kız beğenme, görücülük, dünür, söz kesme, nişan, düğün hazırlığı, çeyiz düzme, kına gecesi derken sıra asıl düğün günü olarak da adlandırılan gelinin oğlan evine götürülmesine gelir.

Bölgelere göre farklı olmakla birlikte genelde bir hafta, üç gün veya iki gün süren düğünlerde son gün gelin almadır. Perşembe veya son zamanlarda Pazar gününe rastlayan bugüne “gelin götürme, kız alma/çıkarma, hak alma, gelin savması, gelin göçürme” gibi çeşitli isimler verilmektedir.

Düğün alayı, camiden anons yapılarak, komşulara davetiye gönderilerek veya davul – zurna eşliğinde düğün kahyasının tüm evleri dolaşıp herkesi davet etmesi ile oluşturulur. Öğle üzeri veya öğleden sonra yol yakınsa yürünerek, uzaksa arabalarla gidilir. Gelin almaya gidenlere: Seğmen, gelinci, düğüncü, yengeci, dünürsü, gellancı, gelin götürücü, hakçı adları verilir. Gelin almaya; davetliler, oğlan tarafı yakınları (elti, görümce, kaynata, amca vb.) ve son zamanlarda damat gitmektedir. Gelinin kaynanası gelin almaya gelmez, gelini evde bekler.

Düğün alayı kız evine, düğün bayrağı önde olmak üzere davul-zurna eşliğinde gider.

-Bazı yörelerde kız evi ile oğlan evinin 2 ayrı bayraklı düğün alayı olur. Kız evi düğün bayraklıları oğlan tarafını köy sınırında bekler ve karşılaştıklarında oğlan tarafına sorular sorarlar. Kız tarafının sorularına erkek tarafı cevap verebilirse birlikte eğlenirler, bilemezlerse kız tarafına “bayrak yolu” (para) verilir.

-Buna benzer bir uygulama da istedikleri bir şeyin sözünü almak için kız tarafı delikanlılarının, düğün alayını yumurta ve taş yağmuruna tutmasıdır.

-Düğün alayı kız evine yaklaşınca delikanlılar urgan gerip, urgan parası almadan yol vermezler.

 Kız Evine Gelindiğinde Yapılanlar

-Kız evine gelen oğlan tarafı kadınları içeri girmek için kapı bıçağı/kapı parası verirlerken diğer gelenler dışarıda bekler. Kadınlar içeride gelini hazırlarlar.

-Kız evi önünde bekleyenler davul-zurna eşliğinde oynarlar, halay çekerler, oyunlar çıkarırlar, silah sıkarlar. Geçmişte özellikle erkeklerin güreş tuttuğundan, at ve cirit yarışı düzenlediklerinden söz edilir.

-Gelin alıcılar uzak yerden geliyorsa komşularca paylaşılarak yemek verilir.

 Gelinin Baba Evinden Çıkarılışı:

Kız babasından izin alındıktan sonra sıra gelinin çıkarılmasına gelir. Gelinin beline babası ya da erkek kardeşi tarafından kırmızı kuşak bağlanır. Ailesiyle helalleşir. Bazı yörelerde babasının elini ayağını öper, babası da ona koç koyun  bağışlar. Gelinin sandığına oturan kardeşine de sandık parası ödenir. Bu arada gelin yas eder.

Konya’da kız  ağlaması denilen yas örneği:

 

Evimizin önü mersin

Ellemen dalında ersin

Gelin olup gidiyorum

Çağırın da babam gelsin

 

Niğde’den bir örnek:

 

Ocağımızın taşı gara

Ciğerimin başı yara

Sabahtan kalk garip anam

Yana yana evlat ara

 

Kız annesinin söylediği yas:

 

Şu görünen ekin mola

Ekin değil purçağ imiş

Kız anadan ayrılması

Yalan değil gerçeğ imiş

 

Gelin almaya gelen kadınların söylediği ilahi:

 

Al bayrağın yeşili

Tuttuk cennet kuşunu

Selam söylen damada

Getiriyok eşini

 

-Gelinin bir koluna kendi aile büyüklerinden birisi diğerine oğlan tarafı akrabalarından birisi, son zamanlarda ise bu kişi doğrudan damat olmaktadır. 

– Gelin kapıdan çıkarken yeni evine bereketiyle gitsin diye başına buğday, çerez, leblebi şeker, vb. saçılır ya da buğday ve para ayakkabısının içine konur.

-Bacayı ve kapının arkasına tekmeler ki huyu baba evinde kalsın.

-Gelin kapının arkasına tükürür, eşiğe niyaz eder.

-Gelinin sırtına yumruk vurulur, sağ koluna Kur’an sol koluna ekmek sıkıştırılır. Annesi evden ekşi hamur, süpürge, oklava gibi eşyalar verir.

-Gelin evden çıkarılmadan oğlan tarafı kızın erkek kardeşine kapı parası ödemek zorundadır. Bolu’da kızın erkek kardeşi kapının üstüne bıçak saplar. Oğlan tarafından bahşiş alıp da o bıçak oradan indirilmedikçe kız evden çıkarılamaz.

-Gelin almaya gelenlerin arabalarına takmaları için kız evi tarafından basma, tülbent vb. verilir.

-Gelinin dualar veya davul-zurnanın çaldığı gelin alma havası eşliğinde  çıkarıldığı da olur.

-Gelin, gelin arabasına bindirilmeden arabanın etrafını 3 kere dolaşarak sağ taraftan biner. Arabaya bindirilen geline bahtının açık olması ve geleceğinin aydınlık olması amacıyla ayna tutulur. Kötü etkilerden uzaklaşsın ve kötü huylarını geride bıraksın diyerek arkasından testi, şişe kırılır. Yeni yaşamı akıcı ve temiz duyguları içersin diye arkasından  su serpilir.

 

Gelinin Oğlan Evine Götürülüşü:

Geline köyün içi ve etrafı, evliliğe koruyuculuk kazandıracağı inancıyla cami, ölmüş olan oğlan tarafı büyüklerini memnun etmek ve sonunun ölüm olduğunu görüp ona göre davranmasını sağlamak amacıyla mezarlık etrafı dolaştırılır. Bu sırada uygun alanlarda durularak davul-zurna eşliğinde oyunlar oynanır, at yarışları yapılır, silahlar atılır.

-Önceleri damadın gelin almaya gelmediği zamanlarda bir çocuk gelinin evinden aldığı yastığı veya gelinin yüzüğünü, ayakkabısını damada götürüp bahşiş alırdı. Böylece gelin alayının yola çıktığı da haber verilmiş olurdu.

-Bir haberci önden giderek gelinin kayınvalidesine gelini aldıklarını söyler ve bahşiş alır.

-Dolaşma sırasında gelin alayının önü çocuklar veya delikanlılar tarafından urgan tutulmak suretiyle kesilir ve bahşiş istenir.

-Önceleri çobanlar at üstünde götürülen gelinin önüne koç çıkarırlarmış. Gelin atın üzerinden eğilip koçu yukarı kaldırabilirse koç gelinin olur, aksi halde çobana düğün sahibi bahşiş verirmiş.

 

Gelin Oğlan Evine Gelmesi ve Arabadan İndirilmesi

Gelin arabadan inmeden önce kaynana veya kayınbaba indirmelik veya üzengilik olarak adlandırılan hediye vermek zorundadır. Bu hediye tarla, koç, koyun olabilmekte, ailelerin varlık durumlarına göre değişmektedir. Bazen etraftakiler kaynanaya “ne bağışladın?” veya “gelinin ayağı topal inmiyor” sözlerine karşılık “oğlumu bağışladım” veya “koç gibi oğlan bağışladım” karşılığını verdiği olur.

Gelin daha arabadayken doğurgan olmasını sağlamak amacıyla kucağına çocuk verilir.

-Gelin arabadan indirilmeden orada bulunanlar hoca eşliğinde dua ederler. Duadan sonra gelin dayanıklı ve sağlam olması amacıyla ters çevrilmiş kazana ve üzerindeki kaşığa bastırılarak kaşığı kırması sağlanır.

-Yine sağlam ve dayanıklı olması amacıyla gelin saca, hayvan derisinden yapılmış kendire bastırılır.

-Koyunun uysallığına sahip olması dileği ile koyun postuna bastırılarak indirilmesi yaygın bir uygulamadır. Gelin arabadan indirilirken kurban kesilir kanı gelinin alnına sürülür, kanın üzerinden atlatılır.

-Doğurgan olsun ve yeni evine bereketiyle gelsin diye damdan gelinin başına üzüm leblebi, fındık, fıstık, iğde, üzüm serpilir.

-Gelinin, inançlı olmasını sağlamak amacıyla bir koluna Kuran diğerine ekmek konur veya eline Kuran ile ayna verilir.

-Gelinin kötü huylarının yok edilmesi, söz dinleyen bir ev kadını olmasını sağlamak amacıyla evin damı üzerinden çömlek atılarak kırılır. Bazen de geline bardak kırdırılır.

-Yeni evindekilerle geçimi uyumlu ve tatlı olsun diye gelin kapıya kadar yol üzerine yağ, bal karışımı döker. Damat elma ve portakalı yerde parçalar, havaya ateş eder.

-Gelin kapının önüne geldiğinde duvağı açılarak yine aynı amaçlarla ağzına yağ-bal sürülür, tatlı yalatılır. Bir lokum ya da şeker ikiye bölünerek veya pekmez ile tereyağından birer lokma geline ve damada ya da geline ve kaynanaya yedirilir.

– Gelin kendisine verilen yağ-bal karışımı, şerbet, pekmez, hamur veya mayayı kapıya, kaynanasının şalvarının ağına sürer.

-Gelin ya da etraftakilerce yeni evinde kalıcı olsun diye bir çivi eşiğe, duvara ya da kapıya çakılır.

-Eşikte testi, bardak kırıp evin kapısını tekmeyle açar, eşiği öper, eve sağ taraftan sokulur.

-Gelin sağlam ve dayanıklı olsun, kötü etkilerden temizlensin diye eşiğe konan demir veya ateş üzerinden atlatılır.

-Gelin içeri girerken bir kaşığı arkaya fırlatır sonra kaynanasının koltuğunun veya bacağının altından geçer. Böylece kaynanasının sözünden dışarı çıkmaması sağlanmış olacaktır.

 -Kapıdan girerken yol üzerine yastık, oklava gibi eşyalar konur. Gelinin bunları alıp yukarı çıkması halinde anlayışlı olduğu, görmeden geçmesi durumunda da bilgisizliği anlaşılmaya çalışılmaktadır. Gelinin anlayışlı, bilgili olması ondan aranan iyi huy, namuslu olma niteliklerinden hemen sonra istenen bir özelliktir.

Gelinin Oğlan Evine Girmesi

Sağ ayağı ile eşikten atlayarak giren gelin kaynanasının elini, eteğini ve kayınpederinin elini ayağını, evde bulunan diğerlerinin ellerini öper.

-Gelin, ailenin ve yakınlarının ağızlarına eritilmiş bal veya pekmez sürer, üzerlik tüttürülür.

-Gelin ocakbaşı ile evin bacasına yağ sürer, aş evine sokulup çıkarılır ya da sandalyede oturtulur. Gelin ibrikle evin dört tarafına su döker odasının kapısını üç kere açıp kapatır.

-Gelinle damada şerbet içirilir. Kız evinden getirilen ekmek, tuz, maya, tabak yerlerine yerleştirilir.

-Kaynana geline yağda pişmiş yumurta, yağlı ekmek yedirir. Gelinin kucağına erkek çocuğu oturtulur ya da yatağında yuvarlatılır.

-Gelinle damat bir odaya alınırlar. Yine evliliğin mutlu olmasını sağlamak için birlikte şerbet içerler. Damat geline yüz görümlüğü olarak para veya altın taktıktan sona birlikte dışarı çıkarlar.

Güvey arkadaşları tarafından akşam getirilmek üzere götürülür.

Kadınlar gelini görmeye gelirler. Gelin de orada bulunanların  ellerini öper. Oğlan evinin kadınları tarafından dışarı çıkarılarak öğüt vermek amacıyla türkülerle övülür.

 

Gelinin giydiği çizme

Çizmenin tabanı yazma

Gelinim mehleyi gezme

Hoş geldin gelin kadın

 

Gelin geldin evimize

Sevgi düştü gönlümüze

Bi yalınız oğlumuza

Hoş geldin gelin kadın

Oyunlar oynanarak düğün akşama kadar devam eder. Bugün gelenlere yemek verilir.

4- Nikah – Gerdek

“Medeni veya dinsel nikahtan sonra gelinle güveyin bir araya gelmelerine gerdek denir. Böylece gelinin ve güveyin evliliği yasa, din, ve bağlı bulunduğu toplum üyelerinin onayı ile geçerli sayılmış olur…Yasa önünde geçersiz olmasına karşın, imam nikahı denilen “dini nikah” halen yaygınlığını sürdürmektedir. Kimi ailelerse medeni nikahın yanı sıra, sonradan bir de dini nikah yaptırarak evlilik birliğini kutsamış olurlar. Hatta kimi durumlarda sadece dini nikah yaptırılmakla yetinilmektedir.” (ÖRNEK S.197)

“İster yasal yoldan, isterse yasalardan kaçınılarak gerçekleştirilmiş olsun, nikahın amacı; kadın erkek beraberliğini ilan etmek, toplumun gözünde geçerli saymak, kutlamak ve kutsamaktır.

Nikahtan sonra bir araya gelecek çiftlerin kalacağı yere “gerdek evi”, “gerdek damı”, “gerdek odası” gibi adlar verilmektedir. Sağdıcı ve yakın arkadaşları tarafından şamatayla ve yumruklanarak getirilen güvey, gerdek odasına sokulur. Gelin ile güvey birbirlerine sözlerini geçirmek dileği ile ayaklarına basmaya çalışırlar. Geleneğin ve dinselliğin ağır bastığı yerlerde güvey başkalarıyla birlikte namaz kıldıktan sonra, ilahiler arasında gerdeğe sokulur. Gelinle güveyin karı koca oldukları geceye “gerdek gecesi” ya da “zifaf gecesi” denmektedir…

Gelinin sandığında veya arkasından gelin ardı denilen yiyecek gönderilir. Bunda pişirilmiş tavuk, baklava, çerez türünden yiyecekler bulunmaktadır.

Gelinin yanında bir yenge bulunmaktadır. Yenge gelin ile güveyi el ele tutuşturup, gelini güveye teslim ettikten sonra dışarı çıkar. Bu arada gelin hiç konuşmaz, güveyin gelini konuşturmak için çeşitli yöntemlere baş vurduğu olmaktadır. Gelini konuşturmanın tek yolu “yüz görümlüğü” denilen hediyenin geline verilmesidir. Bu arada güvey iki rekat namaz kılar. Gelin ayakta bekler.

Çoğunlukla kızla birlikte kız evinden gelen yenge, birleşmenin işaretini bekledikten sonra geri dönmektedir. Yengenin bir görevi de kız annesine müjde vermektir. Kız evine haber çoğunlukla gece gitmektedir.

Ülkemizde gelinin masum ve temiz olmasına önem verilir. Kızın evlenmeden önce başkaları ile tanışmamış olması üstünde titizlikle durulur. Törelerin etkinliğini sürdürdüğü yerlerde, yenge kadınlar gerdek sonucunu beklerler. Kimi yerlerde kızın temiz çıktığı belli olunca, sonuç evin damına bayrak asmak ya da silah atmakla ilan edilir. Gelinin kız çıkmadığı anlaşılırsa baba evine yollanması da bilinen olaylardandır.” (ÖRNEK S.198)

 

5- Gerdek Ertesi

Gerdek gecesinin sabahında, sabah erkenden gelin kaldırılıp yatağı toplanır, çarşafına bakılır. Bu işi yenge, sağdıç hanımı veya sağdıç anası yapmaktadır. Güvey odadan çıkmadan çarşafı toplayacak kişiye bahşiş bırakır. Gelinin bakireliği onaylandıktan sonra bunu kutlamak amacıyla öğleye doğru veya öğleden sonra genellikle genç kızların bulunmadığı, sadece kadınların katılımı ile törenler düzenlenmektedir. Evliliği tamamlayıcı nitelikte olan bu törenler, hem gelini görmek, hem de gelinin bekaretini kutlamak amacına yöneliktir. Bu törenlere; duvak, duvak açma, gelin görme, baş bağlama, yüz açımı, gelin yanı, duvak serpme, semet gibi adlar verilmektedir.

Günümüzde artık genç kızların da bu törenlere katıldığı görülmektedir. Gerdek ertesinde düzenlenen bu törenler bazı yörelerimizde fonksiyon değiştirmekte, gelinin çeyizinin görüldüğü bir gün olma şekline bürünmektedir.

Gelinin çarşafı toplanan kadınlara gösterilirken odanın uygun bir yerine belli olacak şekilde asıldığı gibi, tepsi, kalbur içine konur veya çeyizinin olduğu odaya asılır. Gelinin çarşafını görenler bahşiş verirler.

Kastamonu ilinde rastlanılan bir uygulama dikkate değerdir. Kız hakkında evlenmeden önce söylentiler çıkmışsa, duvak günü ihtiyar bir kadın gelinin çarşafı ile herkesin ortasında oynamaktadır.

Gelin ve damat evde bulunanların elini öperler. Onlar da yüzgörümlüğü denilen hediye verir. Gelin bu arada sandığında getirmiş olduğu hediyeleri evdekilere dağıtır. Ev içinde gerçekleştirilen el öpme merasiminden sonra gelin ve güvey bir aile büyüğü tarafından yakın akrabaların elini öpmeye de götürülür.

Gelinin çarşafı toplandıktan sonra güvey ve gelin davul-zurna eşliğinde güvey çıkarma havası çalınarak dışarı çıkarılır. Güvey arkadaşları tarafından hamama, gelin de yengeler tarafından banyo yapmaya götürülür.  

Gelin yeniden gelinliği giydirilerek hazırlanır. Fark gelinin yüzünün açık olmasıdır. Törene kız annesi katılmaz.

Öğleye doğru veya öğle ezanı okunurken gelin kıbleye döndürülerek ortaya oturtulur. Gelinin kakülü kesilir. Kesen kişiye bahşiş vermek adettir. Bazı yörelerimizde unutulmuş olmakla birlikte bazı yörelerde tespit edilen ve gelinin kadınlığa geçtiğini gösteren bir uygulamadır. Buna zilif kesme, kakül kesme, kekil kesme, duluk kesme gibi isimler verilir.

Gelinin yüzünün ve alnının açık olduğu göstermek için duvak açma töreni yapılır. Buna duvak açma, duvak serpme, duvak savma da denmektedir. Gelinin yüzüne al bir örtü örülüp oklava ile kız ve erkek çocuğuna üç kere kapatıp örttürülerek yüzü açılır. Gelinin duvağı açıldıktan sonra bugüne kadar kız başı olarak düzenlene başı kadın başı olarak düzenlenir. Ankara ve Yozgat’ta baş bağlama sırasında yapılan uygulama ilginçtir. Gelinin başı bağlandıktan sonra gelinin ağzı sembolik olarak mendille kapatılarak :

 

“Bu yaşmak Halep’ten gelmiş

Getirin vurun gelinin ağzına

Duyduğunu demesin erine” denilerek öğüt verilir.

 

Bu uygulamaların ardından orada bulunanlara yemek verilir. Bazı yörelerde o gün gerdek gecesinden artan yiyecekler oradakilere dağıtılır.

Yemekten sonra eğlenceler başlar. Gelin bereketli olması amacıyla oynatılır.

Kadınların eğlenceleri tamamlandıktan sonra namazdan dönen damat türkü söylenerek ortaya getirilir. Gelinle birlikte orada bulunanların elini öper. Damat daha sonra gelinin alnından öpüp koluna girerek odasına götürür.

 

Hediye, Bağış ve Ödemeyle İlgili Adetler

“Evlenme olayının hemen her aşaması hediyeyle, bağışla, ödemeyle, ziyaretle bir araya gelmeyle ilgili bir takım adetleri de gerekli kılmaktadır. Oldukça zengin bir tablo çizen ve yöresel özellikleri de içererek çeşitlemeler gösteren bu gelenek  ve adetlerin yerine getirilmelerine özen gösterilir. Böylece yaşamın bu önemli olayı, geleneklerin belirlediği çerçeve içerisinde, söz konusu toplumun ya da grubun olurundan geçirilerek, değerler sistemiyle ve bu sistemleri işleten mekanizmalarla uygunluk sağlamış olur. Tersi durumda, yani törelerin öngördüğü beklentilere uyulmaması durumundaysa, çevrenin ayıplayıcı, kınayıcı ve zorlayıcı nitelikteki yaptırımlarıyla karşılaşılır ki, bunu da kimse istemez.

Bu adetlerden birisi “gelin hamamı” genel adıyla bilinendir.

Evlenmenin çeşitli aşamalarında geline sunulan hediyeler de önemli bir adet kümesini oluştururlar. Bu türden adetler yöreden yöreye kimi değişiklikler, çeşitlemeler göstermekle beraber aynı amaca yöneliktirler. Bunların içerisinde “takı” genel adıyla bilinen en yaygın olanıdır…

Güveyin gerdeğe girdiği gece, gelinin duvağını açmadan önce “yüz görümlüğü” adıyla bilinen adet gereğince bir hediye vermesi yaygın bir gelenektir.

Başlık geleneği günümüzde birçok yöremizde kaldırılmış olmakla birlikte bazılarında geçerliliğini koruyan bir gelenektir. Başlık, erkeğin ya da ailesinin kız tarafına verdiği nakit para veya eşyadır. Başlığa “bedel, ağırlık” da denmektedir. Başlığın temelinde hem ekonomik, hem de saygınlık etmeni yakmaktadır. Evlenme yoluyla evden ayrılan kızın iş gücünü karşılamak ve ekonomik boşluğunu doldurmak karşılığında alınan para ve paraya çevrilebilecek değerli hediyeler dengeyi sağlanmaya yöneliktir.

İslam hukukunda, evlenme sözleşmesinde kadına ödenmek üzere belirlenen paraya da “mehr” ya da “mihr” denmektedir. Bu, dinsel nikah sırasında kararlaştırılır. Karı kocanın ayrılmasında, boşanmasında ya da kocasının ölümü durumunda kadına verilmek üzere dinsel nikah sırasında belirlenen bu parayı, bugün ülkemizde uygulanan başlık geleneği ile karıştırmamak gerekir. Ödeme ve belirleme biçimine göre değişik adlar alan (mehr-i musamma, mehr-i muaccel, mehr-i müeccel) bu işlemi gelenek evliliğin ciddiyetinin ve kadının geleceğini güvence altına almayı amaçlamaktadır.

 

Evlenmeyle İlgili Ritüel ve Büyüsel İçerikli İşlemler :

Kısmet açmaktan başlayarak gerdek gecesine kadar uzayan aşamalar içerisinde uygulanan, dinsel, ritüel ve büyüsel içerikli birçok adet, işlem ve pratik vardır. Bunların bir bölüğü, gelin ve güveyin, mutluluğuna yönelik dilek ve pratikler çerçevesinde toplanırken, bir bölüğü kara büyü alanına giren işlemler içerisinde yer alırlar.

Gelinin bahtının açık olması, yeni evine bağlanması, uğur bereket getirmesi, yumuşak huylu olması amacıyla bir çok pratik uygulanmaktadır. Bunlar arasında, başı üstünde ayna tutulması, başına buğday serpilmesi, güveyle birlikte tatlı yedirilmesi, ocağın etrafında dolaştırılması, mezarlığın ziyaret ettirilmesi, baba evinden bir parça tuz ve yağ getirilmesi örnek olarak verilebilir.

 

Hazırlayan: Meltem Emine SANTUR

 

BİBLİYOGRAFYA

– GÖKÇE, Dr. Birsen : Evlilik Kurumuna Sosyolojik Bir Yaklaşım.

Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Sayı: 1 Aralık 1978, ss. 7-22.

-ERDENTUĞ, Prof. Dr. Nermin : Türkiye’nin Karadeniz Bölgesinde Evlenme Gelenekle ve  Törenleri I.

Antropoloji Dergisi, Sayı: 4, 1969 ss.27-58

-GÖKÇE, Dr. Birsen : Evlilik Kurumuna Sosyolojik Bir Yaklaşım. Ankara 1978,

Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Sayı:1 7-21ss.

-SANTUR, Meltem CİNGÖZ : Anadolu’nun Bazı Yörelerinde Gerdek Sabahı Gelinle İlgili Adet ve Uygulamalar Üzerine Bir Atlas Denemesi. 342-374 ss.

 V. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Gel.Gör. İn. Seksiyon Bild. Ankara 1997424 S.

– SERPER, Özer : 1945 – 1960 Devresinde Türkiye’de Evlenmeler. Ankara 1991, ikinci baskı, ss.149-181 T.C. Başbakanlık Aile Araştırmaları Kurumu Yayınları, Aile Yazıları 4, Evlilik Kurumu ve İlişkileri.

– ÖRNEK; Sedat Veyis : Türk Halkbilimi. 2. Bsk. Ankara 2000, 262 S.

– ÜNAL, Asife : Yahudilik’te, Hıristiyanlık’ta ve İslam’da Evlilik. Ankara 1998, 246 S. 

– Tezcan; Mahmut : Türk Ailesi Antropolojisi. Ankara 2000, 253 S.

e-kaynak: http://www.folklor.org.tr/turkish/gelenek/evlenme2.htm

EVLENME :

Kız Saraflama (Zarraflama) : Evlilik çağına gelen erkek çocuğun ailesi, çocuklarına ve ailelerine uygun bir gelin bulma arayışına girerler. Gelin adayı genellikle, evlilik çağına gelen evladın beğendiği, ailenin uygun bulduğu veya yakın çevreden tanıdıkların tavsiye ettikleri bir kız olur. Uygun aday bulunduğunda erkek tarafından kadınlar bir bahane bularak kız evine gider, kızın kendi aileleri için münasip olup olmadığını araştırırlar. Bunun içinde çeşitli oyunlar denerler. Kızın gözlerinin sağlamlığını öğrenmek için iğneye iplik taktırırlar; uzaktan konuşmaya çalışarak kulaklarının iyi işitip işitmediğini, evin temizliğine bakarak kızın çalışkan olup olmadığını öğrenirler. yemeklerine bakarak maharetli olup olmadığını anlarlar.

Kız İsteme : Uygun gelin adayı bulunduğunda kız tarafına haber gönderilerek kız istemeye gidilir. Erkek tarafı münasip bir dille ziyaretin amacını dile getirir. Bunun üzerine kız tarafı düşünmek için süre ister. Bu süre içerisinde yakınlarının düşüncelerini alır ve erkek tarafı hakkında gerekli araştırmaları yapar. Eğer yapılan araştırmalar müspet olursa erkek tarafına haber gönderilerek yeniden davet edilir.

Beh Takma :Bu davet üzerine erkek tarafından kız istemeye giden kişiler, tekrar kız evine giderler. Erkek tarafı kız evine giderken yanlarında “beh” denilen ve manevi değeri olan eşyalardan oluşan bir hediye paketi götürür. Kız tarafı da aynı şekilde kendi “beh” ini hazırlar. Kız tarafı gerekli ikramları yapar ve sonunda karşılıklı olarak “beh”ler verilerek şerbet içilir.

Söz Kesme : Söz kesme olayı genelde “beh takma” işinden 3-4 hafta sonra olur. Söz kesme işinde nişan tarihi, çeyiz miktarı başlık parası, şişlik ve diğer eşyalar konuşulur, düğüne ne kadar atlı getirileceği karara bağlanır. Bu iş her iki tarafın vekil ettiği kişilere tarafından karara bağlanır.

Nişan : Erkek tarafı söz kesme sırasında belirlenen tarihte, kararlaştırılan nişan hediyelerini alarak kız evine gider.Nişan veya düğün için erkek tarafından kız tarafına gidenlere “atlı” denir. Bu isim, bu kişilerin kız evine atla gitmelerinden kaynaklanır.

Nişan için erkek tarafı genellikle altın, bilezik, yüzük gibi ziynet eşyaları ile elbiselik ve ayakkabı gibi giyecekler götürür. Kız tarafı da kızın kendi el emeği olan çorap, atkı, kazak, başlık gibi eşyalardan misafirlere hediye eder. Ayrıca bu hediyelerden damat adayına da gönderilir. Nişan sırasında gelin misafirlere nişan şerbeti ikram eder, atlılar da karşılığında “şerbet parası” olarak bir miktar para verirler

Başlık-Şişlik: Geleneksel düğünlerde erkek tarafından kız tarafına ödenen ‘başlık’ geleneği, günümüzde artık sürdürülmemektedir. Başlıkla birlikte erkek tarafı, düğün hazırlıkları için kız tarafına “etlik ve şişlik” olarak koyun, sığır ve yemeklik eşyalar verir.

DÜĞÜN ( TOY ) :

Atlı Yığma : Düğün hazırlıkları tamamlanıp düğün günü geldiğinde davet edilen atlılar erkek evinde toplanırlar. Yaşlılar aşıkların bulunduğu odaya, gençler ise davul-zurnanın çalındığı yere götürülür. Atlılar düğün evinin uzağında karşılanır, atlı havası ile düğün evine getirilir, düğün evindeki eğlenceden sonra akşam vakti gelince de komşular tarafından gece yatısına götürülür.

Hazırlıklar tamamlandıktan sonra kız evine doğru yola çıkılır. Kız evine yaklaşıldığında o yörenin delikanlılarınca gelenler karşılanır.

Kına Gecesi :Kına gecesi, gelinin baba evinde geçireceği son gece olup, bu gecede gelinin eline kına yakılır. Kına yakılmadan önce gelen misafirlere çerez, şeker, helva gibi ikramlarda bulunulur. Sonra gelin; kına yakılacak odaya tabaklar içinde yanan mumlar taşıyan genç kızların eşliğinde gelir ve orta yerde bir sandalyeye oturtulur. Gelinin kınası başı bozulmamış ( dul olmayan ) bir kadın tarafından hazırlanır. Genç kızlar ve kadınlar ayrılık, hasret kokan mani ve türküler söylerler. Odadakiler mani ve türkülerini söylerken gelinin kınası yakılır ve yine başı bozulmamış bir kadın tarafından sarılarak bağlanır.

Nikah töreni bittikten sonra çeyiz yayma işlemine geçilir. Çeyiz sandıkları ve bohçaları odanın orta yerine konulur. Erkek ve kız tarafının çeyizleri ayrı ayrı yazılarak değerleri belirlenir. Bu liste iki nüsha olarak hazırlanır. İmam, muhtar ve iki şahit tarafından imzalanarak biri erkek tarafına diğeri kız tarafına verilir.

Gelin Götürme :Kız evinden oğlan evine hareket günü geldiğinde, sabah erkenden araçlar hazırlanır. Araç olarak kışın at kızakları(zanka) yazın ise atlı arabalar hazırlanır.

Gelin evden çıkarken “ gelin ağlatma “ havaları çalınır. Kızın annesi hem ağlar hem de kızına öğütler verir. Kızın erkek kardeşi ise gelinin beline gümüş kemer bağlar. Kemeri bağlayana toy babası veya sağdıç tarafından bahşiş verilir. Gelinin yüzü al renkli ipek bir duvak ile örtülür ve gelin, iki yengesi tarafından itina ile getirilerek gelin arabasına bindirilir. Dualar ile yola çıkarılarak oğlan evine getirilir.

Gelin Karşılama : Gelin alayı düğün evine geldiğinde gelinin ayağını basması için bir bakır kazan ters çevrilir ve üzerine tahta kaşık veya çay bardağı konulur. Gelin inerken buna basar ve kırmaya çalışır. Kıramaması uğursuzluk sayılır.

Gelin iki yenge tarafından arabadan indirilirken damat ve sağdıç, daha önce hazırladıkları bozuk para ve çerezleri onların çevresine atarlar. Bu arada gelin inerken kaynana da gelinin önünde oynar. Gelin eve geldikten sonra çalgılar çalınır, oyunlar oynır. Gece damadın arkadaşları ve gelen atlılar sağdıcın evinde toplanır, güvey tıraşı yapılır. Bu eğlenceler gece yarısına kadar sürer.

Duvak Açma : Ertesi gün kuşluk vaktinde duvak açma töreni yapılır. Gelin düğün yerinde ortada bir sandalyeye oturtulur. Başında duvağı bulunur. Çalgılar çalar, oğlan sağdıcı “beşaçılan”, “karabağ” ve “ hançerbarı” oyunlarından birini gelinin etrafında dönerek oynar. Bir yandan da elindeki hançer ile gelinin duvağını yavaş yavaş açar.

Gelinin Takdimi ve Yüz Görümlüğü : Duvak açma töreni bitip herkes dağıldıktan sonra ev halkı toplanır. Kız yengesini temsilen bu işi yapacak kadınlardan biri orta yere gelir, elini havaya kaldırarak çalgıcıları susturur. Ya sözle ya da türkü makamı ile şöyle der: Gelin diyer yoktur atam

Koyunum yok koça katam.

Bu söz üzerine kayınpeder öne çıkarak :

Men kaynatan senin atan,

Gelin hoş geldin hoş geldin,

Yavrum hoş geldin hoş geldin,Bize hoş geldin hoş geldin,

Dedikten sonra “Benim tarafımdan gelin kızıma on tane kuzulu koyun, nesilden nesile onun olsun” diyerek gelinin yüz görümlülüğünü verir.

Bu olay sırayla kaynana, kayınbirader ve görümce için de yapılır. Yüz görümlülükleri verilerek yenge ve sağdıçlar da alınarak bar tutulur ve düğün sona erer.

Sini Kaldırma :Ardahan’da yerli köylerinde yapılan geleneksel düğünlerdeki adetlerden biri de “Sini Kaldırma”dır. Kız tarafında yapılan eğlencelerden biridir. Kız babası köy halkına ve erkek tarafından gelen misafirlere ziyafet vermek için hazırlıklar yaparken, gelin de kız sağdıcının evinde hazırlanır. Bu arada gelin ve damadın akrabaları, köy halkı ve çalgıcılar kız sağdıcının evinin önünde toplanırlar.

Kızın giysilerinden yedi adet alınarak yedi bakır siniye konur ve üzeri renkli ipekten örtülerle örtülür. Yedi sini yedi delikanlıya verilir. Önde davul zurna, onun arkasında kız sağdıcı-gelin-oğlan yengesi bulunur. onların arkasında da sırayla sinileri taşıyan gençler, korumalar ve köy halkı olmak üzere bir konvoy oluşturulur. Oğlanın yengesinin, gelin ve kız sağdıcının başları kapalı olur. Ziyafetin verileceği yere doğru yola çıkılır. Yol boyunca çeşitli oyunlar oynanır, havaya fişekler atılarak ziyafet yerine gelinir. Bu olaya “Sini Kaldırma” denir.

Şah Bezeme : Sini kaldırma olayına benzer bir gelenek de Terekeme (Karapapak) köylerinde düğünlerde yapılan“Şah Bezeme” geleneğidir. Bu geleneğin uygulandığı köylerde “Şah” denilen 70 cm uzunluğunda, yanlarına ağaç görünümü vermek için 7 veya 9 dal çakılan ağaçtan yapılma bir araç bulunur ve en son düğün kimin evinde yapılmışsa bir sonraki düğüne kadar orada saklanır.

Şah, düğünlerde meyve ve şekerlerle belli bir usule göre süslenir. Oğlan şahı ve kız şahı olmak üzere iki şah bezenir. Oğlan şahının masraflarını damadın sağdıcı, kız şahının masraflarını ise kız sağdıcı karşılar.

Şah bezeme işini, bölgede bu konuda uzman olan bir kişi yapar. Bunun karşılığında da kendisine münasip hediyeler ödenir. Şah bezenirken Türkler için önemli kabul edilen 3-7-9 ve 40 sayılarına dikkat edilir, Şah’ın dallarına 7,9 veya 40 çeşit meyve, şeker vs asılır.

Kız şahı sade olmasına rağmen erkek şahı oldukça ihtişamlı ve görkemlidir. Kız şahı, kına gecesinin ertesinde kız sağdıcının evinden, sağdıcın erkek kardeşi ve yakınları tarafından çalgılar ve pehlivanlar eşliğinde alınarak oğlan sağdıcının bulunduğu kız evine getirilir. Kız şahını teslim alan oğlan sağdıcı, kız sağdıcına “Hilat“ denen münasip bir hediye verir. Sonra da şah üzerindeki meyve ve şekerlerin bir bölümünü orada bulunanlara ikram ederken bir bölümünü de damat için ayırır.

Oğlan şahı ise daha şatafatlı bir törenle getirilir. Gelinin oğlan evine inmesinden sonra damat, sağdıç ve arkadaşları sağdıcın evine gider, orada eğlenirler. Düğün akşamı toy babası gelir ve bağırarak şah alayının kurulmasını ister. Bunun üzerine meşaleciler gündüzden hazırlanan meşaleleri yakarak yolun sağında ve solunda sıralanırlar. Yolun ortasında; önde davul-zurna, bunların arkasında şah ve şah bekçileri, damat ve sağdıç, korumalar olmak üzere şah alayı oluşturulur. Damat ve sağdıcın ağzı mendil ile kapatılır. Konvoyun arkasına orada hazır bulunan köy halkı geçer, damadın evine kadar oyun ve türküler eşliğinde gelinir.

 (Düğün)

Düğünler için genelde yaz aylarına göre önceden program yapılır.Pazar gününün tatil olması nedeniyle düğün tarihleri bu güne göre ayarlanmaya çalışılır.Eskiden Çarşamba,Perşembe olurdu.Düğün bayrak dikilmesiyle başlamış demektir.Çarşamba gün danışık denilen akşam erkeklerin toplanıp çavuş seçip keyhayı,bayraktarı seçerek, iştişarede bulunurlar.Düğünde hizmet edecek çavuş kahveleri dağıtır.Asayiş dahil çalgıcılara, misafire servis, bayrağı çaldırmamak gibi işlerden sorumludur.

Ertesi gün bohça günü yapılır.Kız evinden oğlan evine haber verilerek öğle üzeri bohça götürülür.Oğlan evi komşularını, akrabalarını bohçamıza buyurun diye davet eder.Önceleri bu işi okuyucu kadın tutulur, onlar kapılara giderek çağırırdı.Onlarda gelen kadını boş çevirmez yiyecek veya giyecekle boş göndermezlerdi.Bohçaların yanısıra tepsi ile baklava,çiçek, dürü diye bilinen hediyeler bohça içinde kırmızı kurdelelerle süslenerek bir kaç kişi götürülür.Damadın elbisesi özel hazırlanan işli örtüyle örtülür.(Şimdilerde damadın eşyaları bavulla götürülüyor)Bohçayı getirenlere oğlan evinde, düğün sahibi bahşiş verir.Bolca büyük tencerelerde yemekler hazırlanır.Genelde sulu yemekler yapılır.Yaz ayı olduğu için çorbalardan yoğurt çorbası etli bamya, etli fasulye, sulu köfte, yaprak sarması,et kavurması, pilav, tatlı olarak baklava,üzümlü… meyvalardan kavun, karpuz,üzüm ikram edilir.Ev sahibinin durumu, tercihine görede değişir.Daha sonra düğün havası başlasın diyerek def çalarak yada müzik setinde teyip çalarak gençler oyun oynar eğlenir.Gelen dürüler açılarak birbir sayılarak gelen misafirlere gösterilir.Damadın ayakkabısı,terliği elbisesi,tıraş takımı,parfümü, tesbihi, havlusu, seccadesi diyerek sesli bir biçimde bir yenge tarafından bohçalar açılarak sergilenir.Kaynatanın, elbiseliği, gömleği,seccadesi, havlusu kaınvalide elbiselik kumaşı, yeleği, işli seccadesi, namaz tülbenti, iğne oyalı yemenisi, dantelli havlusu, ilifi sırayla sayılır.Eğer annenne, babanne varsa onların hediyeleri.Bohçalar ayrı ayrı açılıp, birer birer sayılır.Önceleri amcalara,dayılara, halalara dürü hazırlanırdı.Halende bu göreneklere uyan devam ettiren var.Damat bohçası daha özenlidir,beyaz iş , dantelden, saten incili işli albenisi olan bohçalar seçilir.Hayırlı olsun, uğurlu kademli olsun… gibi hayır dilekleriyle, dağılır misafirler.

Kına günü;

Kız evinde telaş kuaföre gitme hazırlığıyla başlar.Gelin başı yapmak, düğüne katılan yakınların kızları ile birlikte kuaföre Niğde ye gidilir.Öğle vakti geldiğinde kuaförden gelen geline, yemek yedirilir.Oğlan evinden r1;benek atmar1;için gelirler.Kapı önünde müsait bahçede, oğlan evinden
kız evinden akraba, hısım toplanır.Takacakları hediyeyi vermek için.Gelin çıknca üzerine al örtülür.İlk etapta yeşil bağlama, ele kına yakma geleneği uygulanır.Ağzı dualı, evli bir kadın yakının bir tanesi yeşil olmak üzere yemenileri okuyarak başından dolandırır.Daha sonra yeşilini alın üstüne bağlar bu bağ sandıkta saklanır, çözülmez.Başı bozulmasın diye, böyle inanılır.Usuleten eline sadece sağ elinin avuç ortasına kına yakılır.Gelin eline açmaz.Kayınvalide bunun üzerine ya para yada altın avucuna bırakınca açar.Üç ihlas, bir fatiha okunur dua edilir.Hayırlı bir izdivaç olması için temennide bulunulur, hep birlikte amin denir.Bir tepsi veya defin içine oğlan evinden başlayarak takılacak hediyeler verilir.Bu işi üstlenen yakınlardan bir kadın bağırarakr1; kayınvalideden altın bilezikr1;diye eliyle gösterek tepsiye bırakır.En yakından başlayarak en komşu, ahbabların hediyesi verilir.Bunlar genelde lakaptan tanındığı için filandan on milyon diye ifade edilir.Oğlan evi bitince kız evine başlanır araya karışmasın diye bir havlu serilir.Kızın annesinden başlayarak varsa abisi, ablası, amca,dayı,hala,teyze, tanıdıkların hediyesi toplanır.Oğlan evi, kız evi birlikte toplanan parayı sayarlar. Duruma,anlaşmaya göre para,altınlar evlenen çiflerin ihtiyacı için saklanır.Takılan zinetler kıza takılır.Merasim bitince oğlan evi evine gider.(Önceleri def eşliğinde gidip, gelinirdi.)

İkindi vakti olunca kız başında alı olmadan yanında kız arkadaşlarıyla sandelyelere kınaya oturur.Nişanlı “gelin kızı “olan kayınvalideler – gelin kızı kınaya giydirdik, diye komşu, akrabalara duyururlar.Kınaya giyen gelinlere yazma(yemeni)atma adetini yerine getirirler.Kınaya gelen çağırılan kişiler bir yemeni alarak oyuna kaldırılan kız bir süre durup ayakta başının üzerine yemeniler bir bir atılır.Kayınvalide daha çok atar, üzerine elbiselikte en üste gelecek şekilde istifler.Kayınvalidenin yemenileri iğne oyalı, sandık yazması,ince yazma ibrişim iğne oyalı, oyasız günün yazmasından (özgürel, kalem marka)bir demet olur.Yemeni İstanbul kapalı çarşısından gelen yörede itibar edilen yemenilerdir.Gelin kızı oynayan kayınvalide defçiye bahşiş atar.Yeni evli gelinlerde başına kayseribaşı koyulur üstüne siyah tokalarla iğne oyalı şifon mevlüt başörtüsü, tül, kadife(çingil)çiçeğiyle duvakla süslenir.Kınaya gelirken iki eliyle büyükçe bir örtü alır.Sadece bunun için kullanılan dekorasyonu güzel antika, geleneksel örtüdür.Çok renkli bir görüntü arzeder adeta bir gelinciği andırırlar.Gözlerinde sürmeler, ellerinde kınalarla…Bugün Beypazarında hala satılan, kullanılan özel örtü.Akşam kınasına geliniyorsa “löküz” denen küçük tüplü aydınlatıcıyla gelinirdi.Yeni gelin geliyor diyerek merakla görmek isterdi çocuklar.Halen bu gelenekler yaşatılmaya çalışılır.Davetli davetsiz köyde olan gelinler, kızlar kınaya bakmaya gelirler.Oğluna kız bakmaya anneler gelirler.Akşam yemeği vakti gelince kız evinde “kız pilavı” diye bilinen ciğerli pilav yapılır.Çok yakın olmayan misafirler dağılır.Kalan misafirler yemeğe buyur edilir.Kız arkadaşlarıyla ayrıca yer pilavı.Yere serilen büyükçe bir bez(iteği)etrafında toplanarak keyifle yerler.Kız dolanarak herkesin tabağından bir kaşık alır.

Kına yerine dönülür, kına tekrar şenlenir oynanır.Oğlanevi damat, keyha ile birlikte gelir.Damat ve keyha ayrıca ağırlanır.Damata tepside bozulmamış baklavanın orta kısmı özellikle ikram edilir.Damat daha sonra kına yerine gelir, eskiden yüksek yerden (dam,balkondan)gelin kızı oynatırlar, damat bakardı.Şimdiler de ise damat, gelin birlikte karşılıklı oynarlar.Bahşis para takılır.Kına yakma faslı gelince gelin kız üzerini değiştirir, başına al örterek tekrar kına yerine gelir.Geldi gelin kınası, ağlasın kız anası türküsü eşliğinde sıra ile kına türküleri söylenir.Gelin kız, anası, yakınları ağlatılır.Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar,Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler.Kınayı oğlan tarafından başı bozulmamış, evli mutlu yengeler yakar. Önceden oğlan evinden gelen yazmalar bağlanırdı.Şimdi kırmızı üzeri işli özel hazırlanmış keseler takıp bağlanır.Kına yakma merasimi bitince oğlan evi her iki tarafada hayırlı olsun diyerek kına yerinden ayrılırlar.

O gece kızın akranı olan arkadaşları kızın yanında yatarlar.Kınalı eller sabaha dek yıkanmaz.Ertesi sabah kınalı, el ve ayaklar yıkanır.Kız artık ana evinde misafir konumundadır.Annesi evin horantası itimam gösterir.Halk arasında hatta çıkacak kız gibi durma, denir.Artık baba ocağından, yuvasına uçmaya beklediği gündür.

Oğlan evinde düğün merasimi;

Kız evinde bunlar yaşanırken, öbür yanda oğlan evinde damat giydirme merasimi yapılır. Yakınları,akrabaları düğün evine toplanır öğle camisinden çıkınca Kur andan süreler okuyarak
dua ederek, damat giydirilir.Damat el öper büyükler cebine harçlık koyar.Damatın koluna al,yeşil kurdele bağlanır.Daha sonra düğün merasimi kına gün öğle çalgı kurulur.Evin müsait bir yerine, bahçesine sandelyeler misafirler için hazırlanır.Önceki zamanlarda genelde Ayvazın oğlu diye bilinen çalgı grubu, cümbüşçü lakabı; kör Cavit olarak bilinen;Cavint Kılınç önceden tutulurdu.Cavit Kılınç’ın seslendirdiği parçalar;Mihrali,Gesi bağları,Şen olasın Ürgüp,Niğde Bağları,Şerif hanım,Aziziye,Kozan dağı,Kurban olayım gibi parçalardı.Bugün hala kaydedilmiş parçalarını dinleme şansı var.

(Teknoloji geliştikçe müzik kalitesi yüksek olması için ses düzenlemesi yapılır.)Çalgı çalmaya başlar eğer eğlenen gençler var ise oyun havası istek üzerine çalınır.Diğer zamanlarda dinlemeye gelen misafirleri müzik ziyafeti sunar.Zamanın hit parçalarını, bozlak, uzun hava söylerlerdi.Zahidem,bağlar gazeli gibi parçalar seslendirilir.Neşet Ertaş tan,Yıldıray Çınar dan, Ferdi Tayfur’ dan, Orhan Gencebay’ dan dokunaklı parçalar söylerler.Öyleki her çalgıcının daha güzel seslendirdiği istek aldığı parçası vardır.İstekler doğrultusunda söylenir.Eğer ezberi az ise çalgıcının bildik şeyleri söyler.Keman taksimi yine istek üzerine yerine getirilir.Tamamen bir zenginliktir düğün.Yaz mevsimi özellikle düğün için gelir yerli halk diğer illerde olanlar.

Mahalli sanatçı niteliğinde çalgı ustaları Niğde yöresinde yine genelde mahalli sanatçıların söylediği türküleri ustalıkla seslendirirlerdi.Hiç bir yerde duymadığınız kulağınızda tınısı kalan müzik yapıtlarını icra ederlerdi.Oyun havası olarak mesala;Allılar, yeşilliler,morlular,Niğde bağları,Çek deveci,Konyar17;lım,Yeşillim,aman Adana lı,Aslan Mustafam,Bulguru kaynatırlar,Sarı kız gibi oyun havaları çalarlardı.Günümüzde ise; org ve sazla söyleyenler düğünde Niğde yöresinde popüler olan Naciye,Zennube,Çilli bom,Esmer bommm,cimdallı,parçalarını çoğu zaman doğaçlama sözleri değiştirerek Koyunlu ve Niğde ye uyarlayarak söylüyorlar.Misal olarak İstanbul sokakları parçasını Koyunlu Sokakları olarak söylüyorlar.Birazda taklitçilik yapıp Ankaralı Namık tarzı söylüyorlar.Bozlaklarda Halil Erkal,Taner Olgun,Kul Mustafa gibi revanşta olan sanatçıların parçalarını repertuarına alarak, günceli takip ederek misafirlere doyumsuz müzikle ağırlıyorlar.Tam anlamıyla müzik yelpazesi sergileyerek, müzik ziyafeti veriyorlar.

Öğle vakti desti kırma merasimi yapılır.Çalgıcı eşliğinde köyün belli bir yerine gidilir orda bir yere dikilen destiye nişan edilir.Tekrar çalgı eşliğinde eve dönülür.Özellikle çalgı dinlemek için düğün evine gelen misafirler olur.Gelen misafirlere hazırlanan mezelik sofra düzülür, ağırlanır.Düğün evinin hazırladığı yaprak sarması, et kavurması , karpuz vesaireden oluşan tepsi ile ikram yapılır.Çalgılı düğün epey zahmetlidir.Fakat bazen içki işe karışınca işin seyri değişir.İstekte muhalefet yaşanırsa istenmeyen tatsızlıklar bir hiç üzerine bile kavga edilir.Öyleki bazen çalgıcıların bile işi zorlaşır.Düğün sahibinin ağzının tadı kaçar.Eğer dozu yükselirse duruma devriye gezen jandarmalar bile müdahale eder.Daha sonra tatlıya bağlanarak düğün çoğu düğün evinde sabaha dek eğlenenlerle devam eder.Saat 12 olunca jandarma bitirmeleri konusunda ikaz eder.Geleneksel yapıda eskiden gelen bir alışkanlık üzere gecede devam edebilir.Ayrıca oğlan kınası, kız evinden kına yakılıp dönen oğlanevi kadınlarında iştirakıyle eğlence tertip edilerek yakılır.Fakat Adurmusun’da bayanlar ve erkekler ayrı eğlenir birbirine karışmazlar.

Ertesi sabah bir hayli telaş kaplar oğlan evini çünkü; ogün oğlan evinde yemek yedirilir.Bakır eskiden hereni,leğen dedikleri büyük tencerelerde yemekler pişer.En az üç çeşit olarak.Genelde yazın düğün yapıldığından yemeklerden mevsime göre etli yeşil fasulye, sulu köfte,bamya, pilav,et kavurma gibi yemekler yapılır.Üzerine baklava yada kavun,karpuz, üzüm ikram edilir.Adetler yerine getirilir geçmişten, yaşadığımız günümüze dek sürdürülüyor.

Bazı kesimde tercihen “Fakıdefi” diye bir grup tutulur onlarda; ilahi,kaside, mersiye okurlardı. Yada mevlütlü düğün yapılır.Düğün dolaşacağı gün mevlüt okuyan, hocalar mevlüt ve Kur’an okur.Davetlilere yemek ikram edilir.Ekseri mevlütlü düğüne yönelen halkımızda çoğunlukta. Tercih meselesi,her iki şekildede gençlerin izdivaçları için, hayıra vesile olmak için adım atılıyor.

 https://atadan.wordpress.com/category/bayramlar/

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: